Kategori arşivi: Siyasal Tarih

Sosyal Demokrasinin Tarihi İndir

Sosyal Demokrasinin Tarihi
Türkiye’de sosyal demokrasinin tarihi ülkenin kendine özgü tarihsel geçmişi, kültürel birikimi, ekonomik yapısı ve beşeri sermayesine bağlı olarak gelişmiştir.
 
Her ne kadar 1960’lar öncesi, hatta Osmanlı döneminde de sosyal demokrat hareket ve parti örgütlenmelerine ilişkin sınırlı örneklere rastlandığı iddia edilse de batılı anlamda sosyal demokrasinin ancak yarım asırlık bir geçmişinden söz edebiliriz.

Ermeni Meselesi Hallolunmuştur & Osmanlı Belgelerine Göre Savaş Yıllarında Ermenilere Yönelik Politikalar İndir

Ermeni Meselesi Hallolunmuştur & Osmanlı Belgelerine Göre Savaş Yıllarında Ermenilere Yönelik Politikalar
İttihat ve Terakki, Balkan Savaşları ertesinde içine düşülen ve adım adım bütün ülkeye yayılan köşeye sıkışmış olma duygusuna, Anadolu topraklarının, gayrimüslim unsurlardan arındırılarak Türkleştirilmesi ile cevap verdi. Sadece iktisadi hayatın değil, sosyal ilişkilerin ve giderek ülkenin etnik bileşiminin de “homojenleştirilmesi” anlayışı, sistemli bir politika olarak hayata geçirildi. Birinci Dünya Savaşı, uygulanan bu politikalardaki en önemli dönemeçtir. Zira savaş, hem şüpheli konumundaki etnik unsurların sürgünleri ve zorla yerlerinden boşaltılmaları için uygun bir ortam yaratmıştı, hem de Türkleştirme politikalarını uygulayabilmek için yeteri kadar gerekçe sunuyordu. Ermenilere karşı 1915’te geniş çaplı bir biçimde uygulanmaya başlayan “tehcir”, Türkleştirme politikalarının son merhalesiydi. Taner Akçam’ın Osmanlı belgelerine dayanarak hazırladığı bu araştırma, yaşananların içeriğine dair “birincil” kaynakların neler anlattığına odaklanıyor. Talat Paşa’nın sürekli kontrolü ve direktifleriyle yönetilen, Teşkilat-ı Mahsusa’nın organizasyonuyla sevk ve icra edilen faaliyetlerin dayanaklarını; yapılanların İstanbul’dan telgraflar yoluyla nasıl takip edildiğini; Ermenilerin Anadolu’nun dört bir tarafından niye “tehcir” edildiğini anlatıyor. Aylar öncesinden başlayan hazırlıklar, günü gününe takip edilen kayıtlar, isimlere kadar belirlenmiş denetimler, savaş sonrası yapılan yargılamalar ve sanıkların ifadeleri tarihin karanlık yüzüne ışık tutuyor; Talat Paşa’nın telgraflarındaki “Ermeni meselesi hallolunmuştur. Fuzûlî mezâlimle millet ve hükûmetin lekedâr edilmesine lüzûm yoktur” cümlesinin meramını inceliyor. Bu araştırma, büyük felaketin tarihini inkâr etmek yerine öğrenmeyi tercih etmenin önemine işaret ediyor.
“Adına tehcir, kırım, soykırım ya da ne dersek diyelim… yaşanmış acıları anlayan, nedeni ne olursa olsun, dini, etnik kökeni farklı diye insanlara karşı işlenmiş cinayetleri kınayan bir dil geliştirilmedikçe sorunun çözümü doğrultusunda sağlıklı adımların atılması mümkün olmayacaktır. Yani öncelikle ihtiyacımız olan şey, ahlâken, vicdanen kabul edilemez bir eylemle karşı karşıya olduğumuz gerçeğini görmek ve buna uygun bir dil geliştirebilmektir.”

Sarıkamış Harekatı İndir

Sarıkamış Harekatı
Allahuekber Dağlarında kara düşmüş kan damlasını, ayaza çalmış bakışları, bedenleri değil ruhları donduran beyazlığın maverasında beyaz kuşlara dönüp beyaz iklimlere uçan elleri hatırla… Hatırla ki bütün çeşmeler şehadete susayanlar içindir; düşmeden gökten yıldız, düşen bedenini beyaz kelebeklerin yükselttiği erler içindir… Ve sen ey karlara bıraktığım şehidim; ey bir Sarıkamış uğruna yitirdiğim fidanım!.. Allahuekber içinde candan geçen ve tenden geçen ilk şehidim ve son şehidim!

Çankaya Akşamları (Cep Boy) İndir

Çankaya Akşamları (Cep Boy)
Yunan eldiveni ile vuruyorlar ama onun içinde İngiliz’in eli var demişti, Türk hatlarından gelen genç subay…
İngiliz girişiminin merkezi Bağdat’tı.Orası, Arapların gerçek başkentiydi. Bağdat daima ilk sırayı işgal etmeliydi. Şam ise, elde tutulması kolay, akıllı, uslu bir taşra şehri olabilirdi. İngiliz’ler Arapları kullanarak, Bağdat kozu ile Asya’yı ellerinde tutacaklardı.Yerliyi, hatta kalabalık bir orduyu yönetmek, sınırların ve iç güvenliğin korunması için gerekli olacaktı. İngilizler yeni imparatorluğun “danışmanları” ve “idare meclisi üyeleri” olacaklardı. Araplar ise asker kalacaklardı. Bu yeni ve muazzam düzen içinde Filistinliler, teknisyen, ustabaşı, sivil eğitimci olacaklardı. Mısır sorunu, Cromer sistemine dönmekle çözümlenecekti, bu da uzun vadeli olacaktı ve kısa süre sonra da asabiyet sona erecekti. Hindistan’da, yeni kral naibi tarafından yeni metotlar uygulanacaktı.
İngiltere, hükmetmek için bölmek siyasetine ne kadar sarılırsa sarılsın, Rusya, el altından onu ne denli taklide yeltenirse yeltensin, yine İngiltere, para yardımıyla kullandığı küçük devletlere ne kadar sahte bir yaşam getirirse getirsin, sonunda Müslümanlar, onun, ancak kuvvet karşısında dize gelen, kör, inatçı bir düşman olmaya devam ettiğini daha iyi anlamaktadırlar.
Acının, gerçekçi hale getirdiği Asya, kurtuluşu kendi içinde arıyor, milletlerin en gerçekçi olanını da önder tanıyordu.
Anadolu, Asya’nın büyük genel karargâhıdır. İstanbul, onun siyasî çalışmasının merkezidir. Bu merkezdeki mücadele, gün ışığındakinin yanında, daha tehlikeli, daha acı, daha sinir bozucudur. Anadolu savaşçılar da, sırayla gelir, bu karanlık ve özverilerin en büyüğünü şart koşan mücadeleye baş koymuş kardeşleriyle nöbet değiştirirler.
İstanbul Türklerinin gerçekten ne aradığını, Anadolu’nunkinden daha yavaş da olsa, nasıl bir değişiklik geçirmekte olduklarını, bu duygunun yürekten, tıpkı onlarınki gibi nasıl kaynaklandığını, aydınların bu doğrultudaki çalışmalarını yalnız Ankara bilir, çünkü bunu yöneten odur…
Ankara ve Mustafa Kemal iki isimidir ki, Afrika ve Asya için şahane bir destanı, tükenmez bir zaferi temsil eder.
Mustafa Kemal’in:”Ne ezen, ne de ezilen vardır; ancak kendi isteyen ezilir” sözü, Doğu’nun ümitlerine tam anlamıyla uyan bir sözdür ve Anadolu, bir avuç kararlı insanın, kendi özlerine ve işletilmemiş güçlerine başvurdukları zaman neler yapabileceğini kanıtlamış bulunuyor.
Tüm Türkler için İstanbul maziyi, Ankara ise bugünü temsil eder. Biri düşman elindedir öteki direniş hareketinin kalesidir.
Her şeye rağmen İstanbul, yaşayacaktır. Zira o, Asya gibi ölümsüzdür. Asya, bütün milletlerin anasıdır…
Amaç istiklâldir, İngiltere’nin, Hindistan için Mısır ve Mezopotamya için icat ettiği göz boyama ve uydurmanın, ülküyle hiç alakası yoktur. Amaç, yasalar ve âdaletler gereğince yaşamak, dildiği biçimde ticaretle meşgul olma, ittifaklar yapma, Avrupa ile kesin eşitlik içinde bulunmaktadır. İşte, Doğu inkılâbının içeriği bu! O, Sovyetler yalanından olduğu kadar İngiliz yalanından da nefret eder: kendi üzerinde asla yabancı bir efendi kabul etmez. Onu harekete geçiren, kutsal cihat anlayışı da değildir. Taassubu şiddetle yadırgar. Parola, Ankara’nın parolasıdır: İstiklâldir.

Türkiye’nin Modern Tarihi İndir

Türkiye’nin Modern Tarihi
Türkiye Avrupa’ya çelişkili işaretler göndermektedir. Uzun yıllardır Avrupa Birliği’ne giriş için aday olan Türkiye, “ılımlı İslamcı” olarak tanınan bir hükümet tarafından yönetilmektedir. Bu hükümet biçimsel açıdan demokratik bir yapıya sahiptir fakat iç ve dış politikaları, çoğunlukla askerlerden oluşan Milli Güvenlik Kurulu tarafından belirlenmektedir. Dünyaya ve özellikle de Avrupa’ya açık olmasına rağmen, kendini bir yandan da “milli güvenliği” dış olduğu kadar iç düşmanlar tarafından da tehdit edilen bir “kuşatılmış kale” sendromu içine hapsetmektedir.

Bu kitap, Türkiye’nin yirminci yüzyıl boyunca gelişimini takip ederek bu durumu anlamaya yardımcı olacak anahtarlar sağlamaktadır.

Hitler İmparatorluğu & İşgal Avrupa’sında Nazi Yönetimi İndir

Hitler İmparatorluğu & İşgal Avrupa’sında Nazi Yönetimi
Hitler’in hayalindeki imparatorluk projesi Avrupa’nın tarihteki en iddialı, en zalim, en kapsamlı yeniden şekillendirme girişimiydi. Hitler Avrupa’da bir Nazi Yeni Düzen’i kurmak üzere yola çıkmıştı: Almanya’yı Avrupa kıtasının hâkimine dönüştürmek ve yönetmek. Ancak 20. yüzyıl Avrupa tarihinin en önemli tarihçilerinden Mazower’in çığır açıcı kitabının ortaya koyduğu gibi, bu imparatorluk bir hayal üzerine inşa edilmişti.

“İbret alınacak bir berraklıkla ve acı bir mizahla yazılmış, 20. yüzyıl Avrupa’sının en iyi tarihçisi olarak yazarın prestijini artıran bir kitap.”

–Jonathan Keates, The Times Literary Supplement, Yılın Kitabı

“… Nazi imparatorluğunun hızlı yükselişi ve şiddet dolu yok oluşu üzerine, okuyabileceğiniz en iyi araştırma…” James J. Sheehan, The New York Times

“… Dehşet salan Üçüncü Reich’la ciddi olarak ilgilenen herkes için gerekli.”
–Justin Cartwright, Spectator

“Çarpıcı bir araştırma … çığır açıcı.” –Dominic Sandbrook, Daily Telegraph, Yılın Kitabı

“Fevkâlade … etkileyici … önemli bir kitap.”
–Adam Tooze, Sunday Telegraph

“Hayranlık uyandıran bir çalışma.”
–David Cesarani, Independent

“Birinci sınıf bir çalışma.”
–Richard Overy, Literary Review

“Mükemmel bir kitap … olağanüstü.”
–Prof. Dr. Norman Stone

Altın Ordu ve Kazan Hanları İndir

Altın Ordu ve Kazan Hanları
Altın Ordu, göçebe bir toplumdan, kültür ve medeniyetin nasıl inkişaf ettirilebileceğinin en büyük örneklerinden birisidir. Altın Ordu Devleti’nin liderlik sanatının inceliklerini öğrenmek için de, onun büyük hanlarının icraatlarının bilinmesi zaruridir. Altın Ordu’yu önemli kılan hüküm sürdükleri sınırların genişliği ve yıkılmasından sonra ortaya çıkan hanlıklardır. Altın Ordu, Türk ulusundaki devlet kurma kültürünün en büyük abidelerinden biridir. Altın Ordu’nun ihtişamını öğrenmek için başkent Saray şehrini ziyaret eden Arap seyyah ve yazarların eserlerindeki hayranlık ifade eden pasajları okumak yeterlidir. Kazan Hanlığı ise Altın Ordu’nun varisidir. Bu eser, ünlü Tatar tarihçisi ve düşünür Ridaeddin Fahreddin’in, başmuharrirliğini yapmış olduğu “Şura” adlı dergide, “Altın Ordu ve Kazan Hanlığının Büyük Hanları” başlıklı bir dizi halinde kaleme aldığı makaleleri 1996 yılında Ravil Amirhan tarafından kitap haline getirilmiştir. Amirhan önsözünde şöyle diyor: “Her hükümdarın tarihte oynamış olduğu roller vardır. Bununla birlikte bazıları başrol oynar.” İşte bu eserde, tarihte başrol oynayan Batu, Berke, Özbek, Canibek, Toktamış, Uluğ Muhammed Han, Ahmed Han ile Nogay, Mamay ve Edigey Mirzalar kaleme alınmıştır.

İlerici Kadınlar Derneği (1975-1980) & Kırmızı Çatkılı Kadınlar’ın Tarihi İndir

İlerici Kadınlar Derneği (1975-1980) & Kırmızı Çatkılı Kadınlar’ın Tarihi
“Güvenlik için o sıralarda pek çok insanın yaptığı gibi İKD’ye ait bu belgeleri imha etmek yolu denenebilirdi. Ama bu yol seçilmedi. Bütün bu evraklar şehir merkezinde, Nişantaşı’nda bir evde bulunuyordu. Güvenli yer, Ayşe’nin anne ve babasının İstanbul dışında Tuzla’da oturdukları bahçeli bir evdi.

Önce yaşlı anne ve babanın izni alındı. O dönem pek çok anne ve baba gibi onlar da bu riski göze aldılar. Sorun şimdi şehrin göbeğinden bu evrakları, askerlerin sık sık arama yaptıkları, sıkıyönetim altındaki bu şehirde Nişantaşı’ndan yaklaşık 30 km. uzağa taşımaktı. İçi tıka basa evrak ve dergi dolu en az 20 büyük kutuyu apartmandan bile dışarıya çıkarmak tehlikeliydi. O zaman, içlerinden birinin sözüm ona evden taşınmasına ve ev eşyası yüklü kolilerin içine bu evrakların yerleştirilmesinin en iyi yol olacağı düşünüldü. Kuşkusuz sıkı bir aramada belgeler bulunurdu, ama görünüşü kurtarmak üzere ev eşyası taşıyacak bir kamyonet kiralandı. Ve Ayşe, kamyonla birlikte eşyaları! anne ve babasının evine götürdü ve yerleştirdi.

Aradan yıllar geçti. Evin bodrumunu su bastı, evrakların bir bölümü hasar gördü. Bahçeli ev yıkılıp yerine apartman yapıldı ve evraklar bu sefer o apartmanın bodrumuna taşındı.”

Bugünden bakınca, bu belgeleri korumak için girdiğimiz çabanın nedeni aslında kendi tarihimizi korumaktı. Bu belgelerin varlığı, her şeyden önce geçmiş bir deneyimi daha iyi değerlendirmeye ve kadın hareketinin geçmişinin bir parçası olan İKD’nin tarihinin unutulmamasına katkıda bulunmaktı. Sonuçta 40 yıl sonra bu hayalimizi gerçekleştirmiş bulunuyoruz.

Sanıyoruz ki bu kitap, kadın tarihi çalışmalarına gerçekten değerli bir katkı sağlayacak ve aynı zamanda bu tarihi yaratan binlerce İKD üyesi kırmızı çatkılı kadını onurlandıracaktır.

İttihat ve Terraki’den Günümüze Siyasal Partiler İndir

İttihat ve Terraki’den Günümüze Siyasal Partiler
Bir siyasal sistemde özgür siyasal patilerin varlığı o ülkedeki demokrasi uygulaasının en temel kanıtını oluşturmaktadır.türk diyasal yaşamında partilerin yüzyıl önce II. Meşrutiyet döneminde ortaya çıktığı söylenebilir. Ancak partiler Türkiye’de, Batıda olduğu gibi toplumsal ve siyasal değişimin doğal bir sonucu olarak oluşmamıştır. Türkiye’de, bir burjuvazi ve işçi sınıfı oluşmadığı için, ne aristokrasiye karşı burjuvaziye direnişine tanık olunmuştur. Ancak, yine de Türkiye’de siyasal partilerin geçmişinin azımsanmayacak biçimde köklü temellere sahip olduğunu da söylemek gerekir.

İttihat terraki ile başlayan partiler serüveni, çeşitlenerek devam etse de başlangıçtaki iki temel ayırım varlığını sürdürmüş ve devamlılık göstermiştir. Merkeziyetçi elitist düşünce İttihat Terraki Partisinin sonlanmasından sonra yeni Cumhuriyetle birlikte “devleti kuran” partide devam etmiştir. Bu çizgi karşısında kesintilere rağmen devam eden diğer ana çizgi, Demokrat Parti kanalından akarak yoluna günümüze dek devam etmiştir.

Bu kitapta, İttihat Terraki’den başlanarak, günümüze kadar siyasal hayatta farklı çizgilerde varlıklarını sürdürmüş belli başlı partiler ele alınmış ve tarihsel süreç içindeki serüvenleri incelenmiştir.