Kategori arşivi: Kuram

Dijital Politik Fanteziler İndir

Dijital Politik Fanteziler
Bilgi ve iletişim teknolojileri, özellikle de sosyal medyanın politik süreçlerdeki yaratıcı kullanımının artmasıyla politik tartışmalarda
daha çok yer bulmaya başladı. Neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamak için internet, mobil teknoloji ve çeşitli uygulamaların
toplumsal değişimdeki rollerinin algısıyla ilgili daha derin incelemeler yapılması gerektiği ortada.

Itır Akdoğan Dijital Politik Fanteziler’de salt kuramsal çerçeveyle yetinmeyip, farklı çevrelerden ve gruplardan insanlarla
yaptığı derinlemesine görüşmeler aracılığıyla insanların kendi toplumlarındaki değişimde iletişim teknolojilerinin rolünü nasıl
algıladıklarını etraflıca inceliyor.

Yerel yönetim ve siyasete katılım dijital teknolojilerin gelişiminden nasıl etkilendi? İstanbullular yerel politik yaşamın değişiminde iletişim teknolojilerinin rolünü nasıl algılıyor ve bundan ne anlam çıkıyor? İstanbul’daki belediyeler yerel kurumsal siyasetin değişiminde, İstanbul’daki eylemciler eylemliliğin değişiminde, İstanbul’daki sade yurttaşlar kimlik değişiminde iletişim teknolojilerinin rolünü nasıl algılıyorlar?

Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki baş döndürücü hızın politik süreçlere etkisine daha yakından bakmak için önemli bir çalışma…

Ulusal Devletin Yıkımı ve Sol Tavır İndir

Ulusal Devletin Yıkımı ve Sol Tavır
Alman Solu’nun “yaramaz çocuğu” J. Elsässer dolandırmadan, politik doğruculuğa sığınmadan açıkça konuşuyor.

Günümüzde “solcu” kimdir, “sağcı” kimdir?

Batı’nın en ileri kalelerinden biri olan Almanya’dan gürleyen bu ses, emperyalizm çağının cephelerini en açık şekilde ortaya koyuyor.

Kitap, hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde çağımızda toplumsal mücadelenin alanını belirliyor.

Postmodern solu afişe ediyor, inceden tiye alıyor.

Negri ve İmparatorluk’unun müritleri neoliberalleri, Latte-Macchiato solcularını yerden yere vuruyor.

Yazarın Türk okurlara özel önsözü çok şey anlatıyor.

Yakında, Elsässer’in 11 Eylül’den Obama’ya, Amerikan Derin Devleti ve İcraatları adlı kitabı yayınevimizden çıkacaktır.

Bildiğimiz Tarımın Sonu & Küresel İktidar ve Köylülük İndir

Bildiğimiz Tarımın Sonu & Küresel İktidar ve Köylülük
Tarım sorunu (die Agrarfrage), 20. yüzyılın başından itibaren siyasetin ve sosyal bilimlerin en önemli tartışma alanlarından biriydi. 1980’lerin düşünce ikliminde ivme kaybedip şekil değiştirdi ve daha çok “hormonlu sebzeler”, “doğal beslenme”, “permakültür” gibi “kentli” başlıklar altında bambaşka bir tartışmaya dönüştü; üretim ve üreticiler yerine gıda ve tüketimle ilgili meseleler gündemin baş köşesine oturdu. Küçük üreticiliğin sorunları, “kumarhane kapitalizmi”nin kırdaki yansımaları, köyün değişen toplumsal yapısı, proleterleşme biçimleri ve tarımın uluslararasılaşması bu “kentli” tartışmalar içinde yer bulamadı.

Bildiğimiz Tarımın Sonu, küresel iktidar rejimlerini üreten iktisadi süreçlerle beraber tarım sorununu “yeniden” ele alıyor. 10 yılı aşan bir ortak çalışmanın ürünü olan bu eserde Çağlar Keyder ve Zafer Yenal, tarım sorununu ve kırsal yapıların dönüşümünü, metalaşma, köylünün mülksüzleşmesi ve siyaset bağlamında tartışmaya açıyor.

Dünyada da Türkiye’de de yoksulluk, bölgesel eşitsizlikler, çevre, sosyal politikalar ve toplumsal hareketler gibi birçok önemli meseleyi anlamlı bir şekilde konuşabilmek için tarımda ve kırda olup bitenleri hesaba katmamak imkânsız. Bildiğimiz Tarımın Sonu, organik pazar romantizmine ya da köy nostaljisine hapsolmadan, tarım sorununu düşünmenin ve tartışmanın bereketini anlatıyor.

Bildiğimiz Tarımın Sonu & Küresel İktidar ve Köylülük İndir

Bildiğimiz Tarımın Sonu & Küresel İktidar ve Köylülük
Tarım sorunu (die Agrarfrage), 20. yüzyılın başından itibaren siyasetin ve sosyal bilimlerin en önemli tartışma alanlarından biriydi. 1980’lerin düşünce ikliminde ivme kaybedip şekil değiştirdi ve daha çok “hormonlu sebzeler”, “doğal beslenme”, “permakültür” gibi “kentli” başlıklar altında bambaşka bir tartışmaya dönüştü; üretim ve üreticiler yerine gıda ve tüketimle ilgili meseleler gündemin baş köşesine oturdu. Küçük üreticiliğin sorunları, “kumarhane kapitalizmi”nin kırdaki yansımaları, köyün değişen toplumsal yapısı, proleterleşme biçimleri ve tarımın uluslararasılaşması bu “kentli” tartışmalar içinde yer bulamadı.

Bildiğimiz Tarımın Sonu, küresel iktidar rejimlerini üreten iktisadi süreçlerle beraber tarım sorununu “yeniden” ele alıyor. 10 yılı aşan bir ortak çalışmanın ürünü olan bu eserde Çağlar Keyder ve Zafer Yenal, tarım sorununu ve kırsal yapıların dönüşümünü, metalaşma, köylünün mülksüzleşmesi ve siyaset bağlamında tartışmaya açıyor.

Dünyada da Türkiye’de de yoksulluk, bölgesel eşitsizlikler, çevre, sosyal politikalar ve toplumsal hareketler gibi birçok önemli meseleyi anlamlı bir şekilde konuşabilmek için tarımda ve kırda olup bitenleri hesaba katmamak imkânsız. Bildiğimiz Tarımın Sonu, organik pazar romantizmine ya da köy nostaljisine hapsolmadan, tarım sorununu düşünmenin ve tartışmanın bereketini anlatıyor.

Neoliberalizmin Gerçek 100’ü İndir

Neoliberalizmin Gerçek 100’ü
Özelleştirme, yönetişim, Formula 1, Dubai, özel güvenlik, seks ticareti, dev alışveriş merkezleri, cep telefonu, rating kuruluşları…

Neoliberalizmin “ruhu”, sloganları ve simgeleri, son zamanlarda bütün dünyada “galiba özellikle de Türkiye’de!”, neredeyse din gibi kabul gördü. Yalnızca ekonomik iktidar sahipleri değil, ekonomik güce özenen genç kuşaklar da, neoliberalizmin şık sloganlarının, imajlarının, cazibeli metalarının, kudretli şirketlerinin, şanlı markalarının çekimine kapılmış durumdalar. Elinizdeki kitap, neoliberalizmin simgesi olmuş adların, terimlerin, kurumların, vakaların arkasındaki gerçeği ortaya koyarken, aynı zamanda bu rejimin ve ideolojinin hükmünü nasıl yürüttüğünü de anlatıyor. Bu ideolojinin arkasındaki “doğallık” ve “rasyonellik” mitosunun çürüklüğünü gösteriyor.

Neoliberalizmin nasıl işlediğine dair bir rehber!
.10 Düşünce Odağıyla
.10 Kumanda Tepesiyle
.10 Ekonomi Politikasıyla
.10 Finansal Trendiyle
.10 Kritik Metasıyla
.10 Sembolik Sektörüyle
.10 Temsili Şirketiyle
.10 Afili Markasıyla
.10 İbret Veren Sonucuyla
.10 Cilasıyla…
Neoliberalizmin gerçek 100’ü…

Marksizm ve Modernizm & Lukacs, Brecht, Benjamin ve Adorno Üzerine Tarihsel Bir İnceleme İndir

Marksizm ve Modernizm & Lukacs, Brecht, Benjamin ve Adorno Üzerine Tarihsel Bir İnceleme
“Modernizm ile Marksizmin eskimiş diye görülüp saldırılara uğradığı bir zamanda, Eugene Lunn’un bu iki akımın en yaratıcı etkileşim yıllarını ele alan zengin ve ayrıntılı çalışması, her ikisinin de hâlâ önemli bir gizilgüce sahip olduğunu hatırlatıyor bize. Marksist estetik tartışmalarına değgin bundan daha güvenilir ve titiz bir kılavuz isteyemezdik.” Martin Jay

“Zekâyla ve kılı kırk yaran bir özenle yazılmış olan bu kitap, birbirinin çağdaşı dört eleştirmeni tarihsel bağlama oturturken, Marx’ın bölük pörçük haldeki estetiğine ve modernist sanata dair derli toplu ve sağlam bir inceleme sunuyor. Marksist estetik alanındaki en verimli gelişmelere odaklanan Marksizm ve Modernizm çok iyi araştırılmış, dört dörtlük bir yapıt.”
Terry Eagleton

Bugün modernizm tartışması birçok disiplinin ilgi konusu haline gelmiş durumda. Sanat felsefesinden etnolojiye, ekonomiden antropolojiye değin birçok bilim dalının en başat tartışma konularından biri durumundadır modernizm.
Modern çağın içinde doğan ve ona karşı en güçlü eleştirilerden birini ortaya koyan Marksizmle modernizm arasındaki ilişkiyi inceleyen Lunn’un kitabı, Marksist gelenek içinde yer alan Brecht, Adorno, Lukács ve Benjamin’in görüşlerinden ve etkinliklerinden hareketle, Marksist düşünceyle modernizm arasındaki ilişkinin tarihsel boyutlarına ışık tutuyor.

Avrupa ve Batı Miti & Bir Tarihin İnşası İndir

Avrupa ve Batı Miti & Bir Tarihin İnşası
Sıradan bir coğrafi kavram olan Batı, zamanla tüm dünya görüşlerini etkileyen bir güce nasıl dönüştü? Yunan ve Roma dönemlerinden itibaren tek bir bütün halinde yaşanmış gibi gösterilen Avrupa tarihi aslında kaç farklı koldan ilerledi?
Avrupa, Ortaçağ’dan itibaren diğer uygarlıklarla kurulan yoğun ilişkiler sayesinde bilimsel devrimi, Aydınlanma’yı ve Endüstri Devrimi’ni yaşarken, bugünkü iktidarına doğru adım atmaya başlamıştı. Yaşanan değişimlere karşı Almanya’dan gelen Aydınlanma karşıtı romantik tepki Rusya’ya sıçrayarak kültürel ve politik gerilimler yarattı. Din, 19. yüzyılın ateşli tartışmalarının da merkezindeydi. Tüm ideolojileri etkisi altına alan antisemitizm, kültürel ve toplumsal marazların ortaya dökülmesine ve neticede Yahudilerin Nazilerce katline yol açacaktı…
Bu olgular ağını ele alan Georges Corm, Avrupa’nın bu karanlık yüzden ibaret olmadığını da hatırlatıyor: Yaşlı kıtanın tarihinde, sanatın, özellikle müziğin ulaştığı nokta; insana ilişkin her gerçeğe duyulan sonsuz merak; gerçekleştirilememiş olsa da, daima düşlenen evrensel ahlak gibi pek çok değer de yer alıyor.
“Batılılar”a yönelik önyargıların dayanaklarını araştıran bu kitap, Avrupa’nın tarihine ilişkin şu temel soruyu soruyor: Mozart’tan Hitler’e uzanan yolda neler oldu? Tarihi yeniden okurken bugün dünyayı sarsan çatışmaları daha açık biçimde görebilmemizi sağlayan bu ilginç araştırma, Avrupa tarihinin saklanan yönlerini sergilerken eksik bırakılan bağlantıları işaret ediyor, “kurgulanmış” olanların ise “büyüsünü bozuyor”.

Tarih Bozumu & Tarih Sosyolojisi Denemeleri İndir

Tarih Bozumu & Tarih Sosyolojisi Denemeleri
Toplumların oluşumdan ve devamlılığında ortaj tarih anlayışının önemi nedir? Toplumların kültürel, ahlaki, dini ve siyasi birliktelikleri, tarihlerinin oluşumuna nasıl etki ederler? Tarih anlatılarının meşruiyet temelleri nelerdir? Toplumsal ortaklıkların ve tarih bilincinin bitmesiyle ortaya çıkan tarih bozumu. Tarih bozumunun ortaya çıkmasında küreselleşmenin etkileri nelerdir? Tarih oluşturacak malzemeden bir “ortak tarih”in oluşabilmesi için herşeyden önce bugünün insanlarında bir ortaklık kurma iradesinin oluşması gerekir. Eğer insan gruplarının, birbirleriyle münasebetleri temellendirebildikleri, bir aradalıklarını belli bir geçmişe ve hukuka dayandırabildikleri bir ortaklık hissi ve iradeleri yoksa ortak tarih kendiliğinden silinir. Bu irade oluştuğunda ise ortak tarih kendiliğinden oluşur. Tarih bir ortaklık işiyse birbirleriyle bir ortaklık hissetmeyen insanların tarihlerinden de söz edilemez. İnsanların ortaklık hissettikleri alanların azlığı aynı zamanda herhangi bir tarih olasılığının da tükenişine işaret eder. Korkarız ki bu olasılık, günden güne yoğunlaşan parçalanmışlık, çözülme ve dağılma duygularının yaygınlığı ölçüsünde bir kabus haline gelmektedir. İnsanların herhangi bir tarih anlamında bir tarihin tükenişinden, bir tarih bozumundan bahsedebiliriz. Bunda yaşandığı söylenen ve günden gün etkisini de hissettiren küreselleşmenin zamansallık yerine mekansallığa dayalı işleyişinin etkisi olduğu söylenemez mi? Olabilir. Ancak değişmeyen bir şey var ki, tarih ve tarihsellik anlatıları aracılığıyla tedavülde dolaşan milletlerarası hiyerarşiler ve hegemonya ilişkilerinin yerini küresel dünyanın örgütlenme biçimi almıştır. Dün tarih galiplerin tarihiydi, bugün dünya (globe) egemenlerin dünyası olmayı sürdürüyor. Tarih anlatılarının en önemli kaynağı olan ulus-devletlerin fiili varlıkları olmasa bile meşruiyet dayanaklarının aşınmasına, ilk etapta daha tikel ve mikro tarih anlatılarının ikame edilmesi eşlik etti, ama bu ikame kalıcı olamazdı. Tarih anlatısına yapılan itirazlar, belli bir tarih anlatısına duyulan kuşkuları sanılandan fazla derinleştirerek, herhangi bir tarih anlatısının tutunabilme zeminlerini yok etmiş görünüyor. Bütün bu gelişmeler tarih anlatılarının bozulmasına yol açıyorsa da bu tarih bozumuna bir özgürleşim umudu eşlik etmiyor. Sonuçta tarihin bozumu, aynı zamanda toplumsallığın da bozumuna delalet ediyor.

Tarih Bozumu & Tarih Sosyolojisi Denemeleri İndir

Tarih Bozumu & Tarih Sosyolojisi Denemeleri
Toplumların oluşumdan ve devamlılığında ortaj tarih anlayışının önemi nedir? Toplumların kültürel, ahlaki, dini ve siyasi birliktelikleri, tarihlerinin oluşumuna nasıl etki ederler? Tarih anlatılarının meşruiyet temelleri nelerdir? Toplumsal ortaklıkların ve tarih bilincinin bitmesiyle ortaya çıkan tarih bozumu. Tarih bozumunun ortaya çıkmasında küreselleşmenin etkileri nelerdir? Tarih oluşturacak malzemeden bir “ortak tarih”in oluşabilmesi için herşeyden önce bugünün insanlarında bir ortaklık kurma iradesinin oluşması gerekir. Eğer insan gruplarının, birbirleriyle münasebetleri temellendirebildikleri, bir aradalıklarını belli bir geçmişe ve hukuka dayandırabildikleri bir ortaklık hissi ve iradeleri yoksa ortak tarih kendiliğinden silinir. Bu irade oluştuğunda ise ortak tarih kendiliğinden oluşur. Tarih bir ortaklık işiyse birbirleriyle bir ortaklık hissetmeyen insanların tarihlerinden de söz edilemez. İnsanların ortaklık hissettikleri alanların azlığı aynı zamanda herhangi bir tarih olasılığının da tükenişine işaret eder. Korkarız ki bu olasılık, günden güne yoğunlaşan parçalanmışlık, çözülme ve dağılma duygularının yaygınlığı ölçüsünde bir kabus haline gelmektedir. İnsanların herhangi bir tarih anlamında bir tarihin tükenişinden, bir tarih bozumundan bahsedebiliriz. Bunda yaşandığı söylenen ve günden gün etkisini de hissettiren küreselleşmenin zamansallık yerine mekansallığa dayalı işleyişinin etkisi olduğu söylenemez mi? Olabilir. Ancak değişmeyen bir şey var ki, tarih ve tarihsellik anlatıları aracılığıyla tedavülde dolaşan milletlerarası hiyerarşiler ve hegemonya ilişkilerinin yerini küresel dünyanın örgütlenme biçimi almıştır. Dün tarih galiplerin tarihiydi, bugün dünya (globe) egemenlerin dünyası olmayı sürdürüyor. Tarih anlatılarının en önemli kaynağı olan ulus-devletlerin fiili varlıkları olmasa bile meşruiyet dayanaklarının aşınmasına, ilk etapta daha tikel ve mikro tarih anlatılarının ikame edilmesi eşlik etti, ama bu ikame kalıcı olamazdı. Tarih anlatısına yapılan itirazlar, belli bir tarih anlatısına duyulan kuşkuları sanılandan fazla derinleştirerek, herhangi bir tarih anlatısının tutunabilme zeminlerini yok etmiş görünüyor. Bütün bu gelişmeler tarih anlatılarının bozulmasına yol açıyorsa da bu tarih bozumuna bir özgürleşim umudu eşlik etmiyor. Sonuçta tarihin bozumu, aynı zamanda toplumsallığın da bozumuna delalet ediyor.

Olumsuzluk ve Devrim & Adorno ve Politik Eylemcilik İndir

Olumsuzluk ve Devrim & Adorno ve Politik Eylemcilik
Doğrudan Adorno hakkında yazılan bir kitap değilse de bu, Adorno ve onun özelinde Eleştirel Kuram’ı yeniden ve bir başka bağlamda güncelliyor. Adorno’nun “nefret” ettiği ve 1968 sonrasından başlayarak onu “akademik bir biblo”ya dönüştürmüş “kültür sanayi”nin “Adorno”sunu değil; ya da Amerikan üniversitelerinin “yazınsal” bir egzersize dönüştürdüğü “Adorno”yu da değil; tam “burada ve şimdi”, küresel “kapitalizm hapishanesi”ne karşı gezegenin her tarafında yükselen “hayır!” çığlıkları arasında yankılanan bir Adorno’yu güncelleştiriyor: bir “olumsuzluk” olarak Adorno. Özdeşin/Kimliğin sınırlarını infilak ettiren küresel direnişler bağlamında preguntando caminamos (sorarak yürüyoruz) ilkesiyle yola çıkan bu çalışma, bütünlüğün eleştirisinden tikele/farklılığa, isyancı öznelliklere; gündelik hayatın diyalektik karnavallarından aşka, cinselliğe; bellek ve direniş temelli kümelenmelerden sanata, mimesise ya da kavramın eleştirisinden “kavramda kavramsal olmayanın kurucu rolü”ne uzanan hatlarda “olumsuz”un, “reddediş”in ve “hayır!”ın izlerini sürüyor. Hegelci “pozitif” diyalektiği olduğu gibi “diyalektik” kavramını bu “pozitif” gelenekle özdeşleştirme temelinde “topyekûn” reddeden postyapısal düşünce güzergâhını da eleştirel biçimde sorgulayan bu çalışma, Adornocu “negatif diyalektik”i ve onun olanaklarını öne çıkararak, bunları çağdaş politik, toplumsal ve kültürel pratiklerde antikapitalist mücadele ve direnişe katkılarıyla tartışmaya açıyor. Adorno’nun yapıtına ton veren “karamsarlık”ı tam da onun formülleştirdiği bir ilkeyle yararak: “Bir toplammış gibi kendi başına durmaması, olumsuz diyalektik’in tanımında yatar. Onun umut şeklidir bu.”