Kategori arşivi: Sivas

Ateş-i Aşk & Sivas Katliamı’nın Gerçek Hikayesi İndir

Ateş-i Aşk & Sivas Katliamı’nın Gerçek Hikayesi
Ateş-i Aşk, yakın tarihimizin en trajik olaylarından Sivas Katliamı’nı, Alevi hareketinin önde gelen örgütlerinden Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği’nin kurucu genel başkanı Murtaza Demir’in çarpıcı tanıklıklarıyla yeniden gündeme getiriyor.
Murtaza Demir, 1990’lardan sonra Alevi kitle örgütlerinin ortaya çıkışlarını, Sivas Katliamı’yla yüzleşmelerini ve sonrasında mücadelelerinin nasıl gelişip ilerlediğini kendi deneyimlerinden yola çıkarak anlatıyor.

Alevi toplumunun önde gelen isimlerinden Murtaza Demir sadece bir katliamın tanıklığını yapmakla kalmıyor, Ezilen Dünya’nın “mezhep savaşlarına” sürüklendiği yeni dönemi de inceliyor.

Ateş-i Aşk, ülkemizin Alevi-Sünni çatışmasına itildiği günümüzde Alevilerin düşün dünyası ve ruh halini “içeriden” aktaran önemli bir kaynak kitap.

Ateş-i Aşk & Sivas Katliamı’nın Gerçek Hikayesi İndir

Ateş-i Aşk & Sivas Katliamı’nın Gerçek Hikayesi
Ateş-i Aşk, yakın tarihimizin en trajik olaylarından Sivas Katliamı’nı, Alevi hareketinin önde gelen örgütlerinden Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği’nin kurucu genel başkanı Murtaza Demir’in çarpıcı tanıklıklarıyla yeniden gündeme getiriyor.
Murtaza Demir, 1990’lardan sonra Alevi kitle örgütlerinin ortaya çıkışlarını, Sivas Katliamı’yla yüzleşmelerini ve sonrasında mücadelelerinin nasıl gelişip ilerlediğini kendi deneyimlerinden yola çıkarak anlatıyor.

Alevi toplumunun önde gelen isimlerinden Murtaza Demir sadece bir katliamın tanıklığını yapmakla kalmıyor, Ezilen Dünya’nın “mezhep savaşlarına” sürüklendiği yeni dönemi de inceliyor.

Ateş-i Aşk, ülkemizin Alevi-Sünni çatışmasına itildiği günümüzde Alevilerin düşün dünyası ve ruh halini “içeriden” aktaran önemli bir kaynak kitap.

Ateş-i Aşk & Sivas Katliamı’nın Gerçek Hikayesi İndir

Ateş-i Aşk & Sivas Katliamı’nın Gerçek Hikayesi
Ateş-i Aşk, yakın tarihimizin en trajik olaylarından Sivas Katliamı’nı, Alevi hareketinin önde gelen örgütlerinden Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği’nin kurucu genel başkanı Murtaza Demir’in çarpıcı tanıklıklarıyla yeniden gündeme getiriyor.
Murtaza Demir, 1990’lardan sonra Alevi kitle örgütlerinin ortaya çıkışlarını, Sivas Katliamı’yla yüzleşmelerini ve sonrasında mücadelelerinin nasıl gelişip ilerlediğini kendi deneyimlerinden yola çıkarak anlatıyor.

Alevi toplumunun önde gelen isimlerinden Murtaza Demir sadece bir katliamın tanıklığını yapmakla kalmıyor, Ezilen Dünya’nın “mezhep savaşlarına” sürüklendiği yeni dönemi de inceliyor.

Ateş-i Aşk, ülkemizin Alevi-Sünni çatışmasına itildiği günümüzde Alevilerin düşün dünyası ve ruh halini “içeriden” aktaran önemli bir kaynak kitap.

Türk Modernleşme Sürecinde Sivas Halkevi (1933-1951) İndir

Türk Modernleşme Sürecinde Sivas Halkevi (1933-1951)
“Fırkamızın program temelleri cumhuriyetçilik, milliyetçilik halkçılık, devletçilik, layıklık ve inkılapçılıktır. Programımız, bu ana ve temel prensiplerin hakimiyeti ve ebedileşmesi için bu vasıflarda kuvvetli vatandaşlar yetiştirilmesini, milli seciyenin Türk tarihinin ilham ettiği dercelere çıkarılmasını, güzel sanatların yükseltilmesini, milli kültürün ve ilmi hareket ve faaliyetlerin kuvvetlendirilmesini ehemmiyetli vasıtalar olarak tespit ve işaret eder. Bu esas ve vasıtaların hepsi birden medeniyet yolunda Türklüğün kaybettiği uzun yıllar cesur, atılgan ve yorulmaz hamlelerle kazanacak nesiller yetiştirmeği, medeniyet sahasında Türkün tabii meziyet ve kabiliyetleriyle nmütenasip şeref mevkiini tekrar almasını istihdaf eyler. Halkevlerinin gayesi bu uğurda çalışacak mefküreci vatandaşlar için toplayıcı ve birleştirici yurtlar olmaktır.”

İnanç Tarihi Açısından Sivas İndir

İnanç Tarihi Açısından Sivas
Bir ülkenin, bir bölgenin ve bir il, ilçe, kasaba ya da köyün inanç tarihi ve inanç coğrafyası bakımından incelenmesi kolay bir iş değildir. Anadolu gibi bilinen tarihi boyunca kavimler kavşağı; diller, dinler, devletler beşiği olmuş bir büyük yarımadada bu araştırmayı yapmak güçlüğün birkaç kat artması anlamına gelir. Bu güç işe bir yerden başlamak, dengenin hassas uçlarını, kırılmanın acı veren kesitlerini her satırında hissettiğimiz Sivas’ın “İnsan kısım kısım / Yer damar damar” (Âşık Veysel) dizelerinni söylendiği bir yer olduğunu unutmadan, geçmişle bugün bağlantısı ile tespit ve yorumlarda bulunmak gerekiyordu. Geçmişi anlatan, var olanı sergileyen bu kitap böyle bir girişimin sonucu. Okuyalım, düşünelim; eleştirelim ve “doğru” bu yolda bulsun bizi.

Yüreklerimiz Hala Yangın Yeri & Sivas 2 Temmuz 1993 İndir

Yüreklerimiz Hala Yangın Yeri & Sivas 2 Temmuz 1993
2 Temmuz 1993 günü, Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas’ta halk edebiyatımızın büyük ozanlarından Pir Sultan Abdal için düzenlenen şenlikler çok acı bir sonla, bir katliamla noktalandı.

Cuma namazından sonra kent merkezinde gösteriye başlayan şeriatçılar, Ozanlar Anıtı ve Atatürk heykellerine saldırdılar. Önce valilik ve kültür merkezini daha sonra da şenliğe katılanların kaldığı Madımak Oteli’ni kuşattılar. Sayıları 15 bine ulaşan göstericiler oteli taşlamaya başladılar. “Sivas Aziz Nesin’e mezar olacak” sloganlarıyla Madımak Oteli’ni ateşe verdiler.

Laik düzeni yıkarak din esaslarına dayalı devlet kurmayı hedefleyen “şeriatçıların kanlı kalkışması” olarak tarihe geçen katliamda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi.

Pir Sultan Abdal Şenliği’ne katılanlar, yobaz çetelerinin kurdukları insanlık dışı tuzaktan habersizdiler. Yaşamlarını bilime, sanata, daha güzel bir dünyanın yaratılmasına vermiş insanlar 30 Haziran gecesi, türkülerle, şarkılarla, başlarında şenlik şapkalarıyla, sırtlarında şenlik tişörtleriyle yola koyulmuşlardı. Hiçbiri bu yolculuktan geriye dönmeme ihtimali olduğunu, hele hele yanarak ölme ihtimali olduğunu akıllarından bile geçirmemişti.

Aslında “hiç bir şey birdenbire olmadı.”

Madımak Oteli’nin içindekilerle birlikte yakılması “organize” bir hareketti; önceden planlanmış ve hazırlıkları yapılmıştı.

Otelde sıkışıp kalan insanlar “Bizi kurtarın” diye feryat ederken oteli ateşe veren güruh, keyif içinde alevlerin yükselmesini seyrediyordu.

Bazıları, “İşte cehennem ateşi. Kâfirler yanıyor. İtfaiye arabalarını sokmayın” diye bağırıyordu.

Sanıklar için DGM’nin gerekçeli kararında şunlar söyleniyordu: “Sanıklar, yanan kişilerin ölüm çığlıkları karşısında kıllarını bile kıpırdatmamış, ölmelerini şeriat yanlısı sloganlar atarak zevkle izlemişlerdir.”

Her şey, polislerin, askerlerin, devletin ve tüm dünyanın gözleri önünde olup bitti. Korkunç olay tarihimize koca bir leke olarak geçti. Madımak’tan yükselen duman bütün ülkeyi sardı… Soluksuz bıraktı….

Olayın karanlık yönleri tümüyle aydınlatılamadı…

Yüreklerimiz Hala Yangın Yeri & Sivas 2 Temmuz 1993 İndir

Yüreklerimiz Hala Yangın Yeri & Sivas 2 Temmuz 1993
2 Temmuz 1993 günü, Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas’ta halk edebiyatımızın büyük ozanlarından Pir Sultan Abdal için düzenlenen şenlikler çok acı bir sonla, bir katliamla noktalandı.

Cuma namazından sonra kent merkezinde gösteriye başlayan şeriatçılar, Ozanlar Anıtı ve Atatürk heykellerine saldırdılar. Önce valilik ve kültür merkezini daha sonra da şenliğe katılanların kaldığı Madımak Oteli’ni kuşattılar. Sayıları 15 bine ulaşan göstericiler oteli taşlamaya başladılar. “Sivas Aziz Nesin’e mezar olacak” sloganlarıyla Madımak Oteli’ni ateşe verdiler.

Laik düzeni yıkarak din esaslarına dayalı devlet kurmayı hedefleyen “şeriatçıların kanlı kalkışması” olarak tarihe geçen katliamda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi.

Pir Sultan Abdal Şenliği’ne katılanlar, yobaz çetelerinin kurdukları insanlık dışı tuzaktan habersizdiler. Yaşamlarını bilime, sanata, daha güzel bir dünyanın yaratılmasına vermiş insanlar 30 Haziran gecesi, türkülerle, şarkılarla, başlarında şenlik şapkalarıyla, sırtlarında şenlik tişörtleriyle yola koyulmuşlardı. Hiçbiri bu yolculuktan geriye dönmeme ihtimali olduğunu, hele hele yanarak ölme ihtimali olduğunu akıllarından bile geçirmemişti.

Aslında “hiç bir şey birdenbire olmadı.”

Madımak Oteli’nin içindekilerle birlikte yakılması “organize” bir hareketti; önceden planlanmış ve hazırlıkları yapılmıştı.

Otelde sıkışıp kalan insanlar “Bizi kurtarın” diye feryat ederken oteli ateşe veren güruh, keyif içinde alevlerin yükselmesini seyrediyordu.

Bazıları, “İşte cehennem ateşi. Kâfirler yanıyor. İtfaiye arabalarını sokmayın” diye bağırıyordu.

Sanıklar için DGM’nin gerekçeli kararında şunlar söyleniyordu: “Sanıklar, yanan kişilerin ölüm çığlıkları karşısında kıllarını bile kıpırdatmamış, ölmelerini şeriat yanlısı sloganlar atarak zevkle izlemişlerdir.”

Her şey, polislerin, askerlerin, devletin ve tüm dünyanın gözleri önünde olup bitti. Korkunç olay tarihimize koca bir leke olarak geçti. Madımak’tan yükselen duman bütün ülkeyi sardı… Soluksuz bıraktı….

Olayın karanlık yönleri tümüyle aydınlatılamadı…

Bir Şehrin Beş Hali İndir

Bir Şehrin Beş Hali
Varlığı, davranışları, şahsiyeti ve emeğiyle bir şehri ziynetlendiren adamlardan biridir o. “Her şey yerli yerinde olmalı” titizliğini bir şahsiyet rüknü haline getirmiş hâliyle Âkif merhûmun, “Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir” mısrâıyla târif ediverdiği insanlardandır.

Teklifsiz yazıyordu, sâdeydi, cümlelerinde kelimeleri bir ağaç dalı üzerinde duran yapraklar gibi tabiî ve güzeldi. Okunurken su gibi akıyor, mânâsı ve medlûlü şeker gibi kolayca kana karışıveriyordu. Anlıyordunuz ki bu adam yazmayı seviyor; “başkaları okusun, beğensin, ismim duyulsun, takdir göreyim” diye değil de bir bahçevanın çiçeklerini sulayıp ayıklarken, bir ev hanımının ata yâdigârı pirinç tepsisini oğuştururak parlatırken, bir sanatkârın çakıyla yumuşak bir tahta parçasını yontarken hissettiği cinsten içe dönük bir lezzetle yazıyor..

Zevkle, kolayca ve çabucak okuyuvereceğinizi ümid ettiğim yazıların arkasındaki dekorda zâhiren bir Ortaanadolu şehrinin artık tarih olmuş ince ayrıntıları duruyor zannıyla yetinmek eksik kalır; bu yazıların ardında duran ana fikir, herc ü merc olmaya bir an kala şehirlerimize mânâ ve derinlik veren müşterek kültürün silinmeye yüz tutmaş ama hâlâ okunaklı fotoğrafıdır; bugün yeniden inşâya çalışırken zorlandığımız, gâhi zaman ümid kesip, “belki torunlarımızın torunu görür” diye kahırlandığımız bir birikimden bahsetmektedir yazar. Şehirler “tâş ü toprak âresinde” yıkılıp yeniden biçimlenirken, unutulmasın diye kitabın sayfaları arasına sıkıştırdığımız bir ayraç kâğıdıdır bu kitap.

Mevzu Sivas’ta geçiyor!

Yüreklerimiz Hala Yangın Yeri & Sivas 2 Temmuz 1993 İndir

Yüreklerimiz Hala Yangın Yeri & Sivas 2 Temmuz 1993
2 Temmuz 1993 günü, Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas’ta halk edebiyatımızın büyük ozanlarından Pir Sultan Abdal için düzenlenen şenlikler çok acı bir sonla, bir katliamla noktalandı.

Cuma namazından sonra kent merkezinde gösteriye başlayan şeriatçılar, Ozanlar Anıtı ve Atatürk heykellerine saldırdılar. Önce valilik ve kültür merkezini daha sonra da şenliğe katılanların kaldığı Madımak Oteli’ni kuşattılar. Sayıları 15 bine ulaşan göstericiler oteli taşlamaya başladılar. “Sivas Aziz Nesin’e mezar olacak” sloganlarıyla Madımak Oteli’ni ateşe verdiler.

Laik düzeni yıkarak din esaslarına dayalı devlet kurmayı hedefleyen “şeriatçıların kanlı kalkışması” olarak tarihe geçen katliamda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi.

Pir Sultan Abdal Şenliği’ne katılanlar, yobaz çetelerinin kurdukları insanlık dışı tuzaktan habersizdiler. Yaşamlarını bilime, sanata, daha güzel bir dünyanın yaratılmasına vermiş insanlar 30 Haziran gecesi, türkülerle, şarkılarla, başlarında şenlik şapkalarıyla, sırtlarında şenlik tişörtleriyle yola koyulmuşlardı. Hiçbiri bu yolculuktan geriye dönmeme ihtimali olduğunu, hele hele yanarak ölme ihtimali olduğunu akıllarından bile geçirmemişti.

Aslında “hiç bir şey birdenbire olmadı.”

Madımak Oteli’nin içindekilerle birlikte yakılması “organize” bir hareketti; önceden planlanmış ve hazırlıkları yapılmıştı.

Otelde sıkışıp kalan insanlar “Bizi kurtarın” diye feryat ederken oteli ateşe veren güruh, keyif içinde alevlerin yükselmesini seyrediyordu.

Bazıları, “İşte cehennem ateşi. Kâfirler yanıyor. İtfaiye arabalarını sokmayın” diye bağırıyordu.

Sanıklar için DGM’nin gerekçeli kararında şunlar söyleniyordu: “Sanıklar, yanan kişilerin ölüm çığlıkları karşısında kıllarını bile kıpırdatmamış, ölmelerini şeriat yanlısı sloganlar atarak zevkle izlemişlerdir.”

Her şey, polislerin, askerlerin, devletin ve tüm dünyanın gözleri önünde olup bitti. Korkunç olay tarihimize koca bir leke olarak geçti. Madımak’tan yükselen duman bütün ülkeyi sardı… Soluksuz bıraktı….

Olayın karanlık yönleri tümüyle aydınlatılamadı…

Yüreklerimiz Hala Yangın Yeri & Sivas 2 Temmuz 1993 İndir

Yüreklerimiz Hala Yangın Yeri & Sivas 2 Temmuz 1993
2 Temmuz 1993 günü, Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas’ta halk edebiyatımızın büyük ozanlarından Pir Sultan Abdal için düzenlenen şenlikler çok acı bir sonla, bir katliamla noktalandı.

Cuma namazından sonra kent merkezinde gösteriye başlayan şeriatçılar, Ozanlar Anıtı ve Atatürk heykellerine saldırdılar. Önce valilik ve kültür merkezini daha sonra da şenliğe katılanların kaldığı Madımak Oteli’ni kuşattılar. Sayıları 15 bine ulaşan göstericiler oteli taşlamaya başladılar. “Sivas Aziz Nesin’e mezar olacak” sloganlarıyla Madımak Oteli’ni ateşe verdiler.

Laik düzeni yıkarak din esaslarına dayalı devlet kurmayı hedefleyen “şeriatçıların kanlı kalkışması” olarak tarihe geçen katliamda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi.

Pir Sultan Abdal Şenliği’ne katılanlar, yobaz çetelerinin kurdukları insanlık dışı tuzaktan habersizdiler. Yaşamlarını bilime, sanata, daha güzel bir dünyanın yaratılmasına vermiş insanlar 30 Haziran gecesi, türkülerle, şarkılarla, başlarında şenlik şapkalarıyla, sırtlarında şenlik tişörtleriyle yola koyulmuşlardı. Hiçbiri bu yolculuktan geriye dönmeme ihtimali olduğunu, hele hele yanarak ölme ihtimali olduğunu akıllarından bile geçirmemişti.

Aslında “hiç bir şey birdenbire olmadı.”

Madımak Oteli’nin içindekilerle birlikte yakılması “organize” bir hareketti; önceden planlanmış ve hazırlıkları yapılmıştı.

Otelde sıkışıp kalan insanlar “Bizi kurtarın” diye feryat ederken oteli ateşe veren güruh, keyif içinde alevlerin yükselmesini seyrediyordu.

Bazıları, “İşte cehennem ateşi. Kâfirler yanıyor. İtfaiye arabalarını sokmayın” diye bağırıyordu.

Sanıklar için DGM’nin gerekçeli kararında şunlar söyleniyordu: “Sanıklar, yanan kişilerin ölüm çığlıkları karşısında kıllarını bile kıpırdatmamış, ölmelerini şeriat yanlısı sloganlar atarak zevkle izlemişlerdir.”

Her şey, polislerin, askerlerin, devletin ve tüm dünyanın gözleri önünde olup bitti. Korkunç olay tarihimize koca bir leke olarak geçti. Madımak’tan yükselen duman bütün ülkeyi sardı… Soluksuz bıraktı….

Olayın karanlık yönleri tümüyle aydınlatılamadı…