Kategori arşivi: Farsça

Siyasetname İndir

Siyasetname
Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk, Selçuklu Devleti’nin siyasi hayatında olduğu kadar müesseselerin teşekkülü, ilmi faaliyetlerin yaygınlaştırılması ve kalite kazanması konusunda da etkili olmuş kişilerin başında gelmektedir.

Sultan Melikşah’ın isteği üzerine kaleme aldığı Siyasetname, İslam dünyasında kendisinden önce mevcut olan bir geleceğin devamı olmakla beraber, onlardan ayrılan önemil tarafları vardır: Nizamülmülk, eserini kaleme alırken, yalnız nasihat vermekle yetinmemiş, teklifler de getirmiştir.

Gözleri İndir

Gözleri
Herkes, İran’ın ünlü ressamlarından Makan Hoca’nın sürgündeyken resmettiği “Gözleri” isimli tablosundaki gözlerin kime ait olduğunu, hangi sırrı saklamaya çalıştığını ya da ne ima ettiğini merak ediyordu. Yıllardır bu sırrı çözmeye çalışan anlatıcı, sonunda o gözlerin sahibinin peşine düşecektir. Ve kendisini hayretler içerisinde bırakacak bu hikâyeyi o gözlerin sahibi meçhul kadından dinleyecektir. Bir kavuşmanın imkânsızlığı daha en başından bir aşkın kaderini belirleyecektir belki de… İran Edebiyatı’nın kurucularından olan Bozorg Alevi’nin en önemli romanı Gözleri, Farsçadan çevirisiyle ilk kez Türkçede.
“Beni yanardağın yanına kadar çekiyordu fakat soğukluğuyla donduruyordu. Ömrüm boyunca esir düştüğüm ve hâlâ da devam eden facia bu işte. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Öpücüklerime hasret olduğunu biliyordum, sıcak parmaklarının tenimi yakmaya hazır olduğunu bildiğim gibi. Teninin tenimin ağırlığını beklediğini de. Dünyada onu bir anlığına olsa bile mutlu edebilen tek kişinin ben olduğumu da biliyordum. Ben de tenini, güçlü ellerini vücudumun derinliklerinde hissetmeyi çok isterdim. Vücudunun vücudumda erimesini, benimle birleşmesini isterdim. Dalgalı, perişan saçlarıyla oynamak isterdim. Dudaklarının hararetini dudaklarımla emmek isterdim. Ruhunu, yanıp tutuşan o ruhu, çırılçıplak, güncel sıkıntıların ve diktatör baskısının yarattığı sorunlardan, polis korkusundan üzerine çektiği o koruyucu kalkan olmadan görmek isterdim.”

Gülşen-i Raz İndir

Gülşen-i Raz
İslamî ilimlerin muhtelif branşlarında telif edilmiş eserlerden bazılarına farklı zaman ve coğrafyalarda birden çok şerh yazıldığı olmuştur. Yine şerhi çokça yapılmak ve şerhe konu olmak bakımından etrafında şerh geleneği oluşmuş birçok eser vardır. Bu bağlamda zikredeceğimiz eserlerden biri de Mahmûd-ı Şebusterî’nin Gülşen-i Râz’ıdır. Kemiyetçe küçük; ama keyfiyetçe çok değerli olan bu manzum eser, değişik ilmî çevrelerce ilgi görmüş, tasavvufî ve edebî klasikler arasında yer almıştır. Yazıldığı tarihten itibaren birçok âlim, sûfî ve şaire ilham kaynağı olan bu eserin tüm beyitlerinin şerhi yanında, müstakil beyitlerinin
şerhinden oluşan veya ondan iktibas yoluyla oluşturulan birçok eser kaleme alınmıştır. Yazılan bu eserler, İslam
edebiyatına ve tasavvuf felsefesine renk katmıştır. Bu şerhlerle zenginleşen literatürün Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal devresindeki dikkate değer bir numunesine A. Avni Konuk’un üslûbu ve fikriyatıyla tanıklık ediyoruz. Elinizdeki bu eser, Gülşen-i Râz’ın A. Avni Konuk tarafından yapılmış tercüme ve şerhinin tahkik ve ilavelerle günümüz Türkçesine aktarılmış hâlidir.
Ömrünü, Ekberî ve Mevlevî geleneklerinin anlaşılmasına hasreden A. Avni Konuk’un bu uğurda yaptığı çeviriler ve
şerhler son yıllarda okuyucuların istifadesine sunulmaktadır.

Doç. Dr. Cengiz Gündoğdu tarafından tahkik edilerek neşre hazırlanan elinizdeki bu titiz çalışma da dinî-tasavvufî kültürümüzün yapı taşları olan eserlerin günümüz okuyucusuna kazandırılması niyetinin bir ürünüdür.

Esrar ve Rumuz İndir

Esrar ve Rumuz
“Esrar ve Rumuz, İkbal’in Fars dili ile kaleme aldığı ilk eseridir. Müslümanlığın her türlü hurafe ve taassuptan âzâde, ilim ve tefekkürle aydınlanmış bir ruhtaki akislerini gözlerimizin önüne seren bu şaheser, insan benliğinde ne muazzam kudretlerin gizli olduğunu, benlikten geçen bir ruhun mensup olduğu cemiyet için ne derece değerli bir varlık olacağını bize anlatır. Bu eser, Müslümanlığın ruhundaki büyük fazilelerin bir destanıdır; yurttaşlarını esaretten kurtarmak, onları harekete geçirmek için büyük bir fikir liderinin açtığı bayraktır. Bütün insani meziyetleri sinesinde toplayan mukaddes dinimizin ve onun üzerinde kurulan ve bir tefekkür sistemi olan tasavvufun hakiki çehresini bu eserde heyecanla temaşa edebiliriz.” Ali Nihat Tarlan

Kitap’tan
* Benim asrım, sırları bilen bir asır değildir. Benim Yusuf’um, bu pazar için değildir.
* Ebedî hayatın sırrını istiyorsan gel; hem yeri, hem de göğü istiyorsan gel.
* Aşk beni yonttu, adam oldum
* Aklın sermayesi korku ve şüphedir. Aşktan azim ve yakin asla ayrılmaz. O, viran etmek için bina eder. Bu, imar etmek için viran eder.
* Bu yeni asrın sana telkin ve kabul ettirmek istediği aldatıcı prensiplere karşı uyanık bulun. Ey yolcu, aklını başına al; yoksa sonra eşkıya yolunu vurur.
* O Efendimiz, sen benden değilsin, derse eyvah bize, eyvah bize… Ne zamana kadar yıldızlar gibi yaşayıp varlığını seher vakitlerinde kaybedeceksin?

Evliya Tezkireleri İndir

Evliya Tezkireleri
Çocukluğundan itibaren zamanının büyük kısmını ilim irfanla ve babasının yanında attarlık öğrenmekle geçiren ve bu mesleğe duyduğu büyük saygıyla eserlerinde Attar mahlasını kullanan Feridüddin Ebu Hâmid Muhammed bin İbrahim’in tasavvufa ve sûfilere olan sevgi ve ilgisi çok küçük yaşlarda başlamıştı. Ancak Attar ömrü boyunca ne sanıldığı gibi bir şeyhin müridi ne de o manada bir mutasavvıf oldu. O tasavvuf muhibbiydi, bu hayat tarzını sevmiş ve benimsemişti. Tarikatın edep ve erkanından çok, tasavvuf felsefesine ve sûfiyane yaşayışa tutkundu. Tasavvufun bahşettiği “hür olarak duyma ve düşünme, duyulanı ve düşünüleni serbestçe ifade etme” özelliğinden istifade ederek, bildiklerini, inandıklarını ve hissettiklerini rahat bir şekilde açık açık ifade ediyordu.Attar’ın tek mensur eseri olan ve genel olarak tasavvufun bütün meselelerini ele alan Evliya Tezkireleri bir çeşit tasavvuf ve ahlaki bilgiler ansiklopedisidir. Attar eserine aldığı sufilerin hayatlarını anlatırken ister istemez tasavvufu da anlatmış, İslam tasavvufunun ve tasavvuf ahlakının hemen hemen bütün meselelerini açık bir şekilde ifade etmiştir. Bunu da daha çok menkıbeler aracılığıyla yapmıştır. Eser bu konuda yazılmış başka eserlerin her birinden daha zengindir. Attar’ın ırk ve inanç farkı gözetmeyen engin insan sevgisi, dinsel hoşgörüsü kitabın her satırına sinmiştir. Evliya Tezkireleri’nde şekillenen tasavvuf anlayışı Mevlâna ve ondan sonraki mutasavvıflarda gelişerek devam etmiştir.

Divan-ı Kebir (8 Cilt Takım) (Karton Kapak Kutulu) İndir

Divan-ı Kebir (8 Cilt Takım) (Karton Kapak Kutulu)
Dîvân-ı Kebîr, dış ve iç dünyalardaki bu yolculukların yıllar içinde vezinli sözlere, oradan da yazıya dökülmesiyle ortaya çıkan ve yedi yüzyılı aşkındır hayranlıkla okunan bir başyapıt…
Farsça Edebiyat uzmanı Hidayet Rıza’nın deyişiyle benzeri olmayan, “vect ve aşk ile yazılmış, insanı vecde getiren” şiirlerden oluşan Dîvân-ı Kebîr, UNESCO Mevlânâ Yılı’nda, Abdülbâki Gölpınarlı’nın 35.945 beyitlik çevirisi ve ufuk açıcı açılama notlarıyla yeniden okuyucusuyla buluşuyor.

Leyla ile Mecnun (Nizami-yi Gencevi) İndir

Leyla ile Mecnun (Nizami-yi Gencevi)
“Kızgınlığın harlı ateş yakıyorsa eğer,
Dökerek gözyaşımı söndürmeye değer.

Ey benim hilâlim, yıldızımsın sen benim,
Bense sana baka baka aklını yitirenim.”

Ölümsüz bir aşk hikâyesi…

İlk defa Nizâmî tarafından müstakil bir kitap halinde yazıya geçirilmiş olan bu eser, Nizâmî’den sonra gerek Fars Edebiyatında gerekse Türk Edebiyatında büyük ilgi görmüş ve birçok şair tarafından yeniden kaleme alınmıştır.

Fars Edebiyatının en önemli klasiklerinden biri olan, Nizâmîyi Gencevî’nin 1188 yılında kaleme aldığı Leylâ ile Mecnun, Prof. Dr. A. Naci Tokmak çevirisiyle Farsça aslından çevriyazısı ile beraber, manzum olarak edebiyat dünyasında yerini alıyor.

“Bir şeyin peşinden koşar herkes,
Kendisi için iyi olanı bilmez herkes.

Gayb âleminin ucu, bucağı bilinmez.
Kilit bir bakarsın anahtardır, bilinmez.”

Hafız Divanı Cilt 1 İndir

Hafız Divanı Cilt 1
Fars edebiyatının en büyük şairi sayılan, “Hodâ-yi şi’r” (Şiirin Tanrısı, Şiirin Efendisi) mertebesine çıkarılan Şemseddin Muhammed Hâce Hafız-ı Şirâzi geriye bıraktığı rindane ve lirik şiirleriyle bir çok şairi etkilemiş, şiirin, şairliğin rehberi olmuştur.
Hafız, şiirlerinde Hâcû-yi Kirmânî’den, Sadî’den, Selman’dan, Zahîr-i Fâryâbî’den, Nizâmî-i Gencevî’den, Fahreddin-i Irâkî’den, Hayyam’dan etkilendi. Bu şairler arasında Hâcû gazele tasavvuf ve hikmeti, Selman ise estetiği katmıştı. Gölpınarlı’nın ifadesiyle Hafız bu özellikleri kendi gazellerinde birleştirdi.
Övgüden pek hoşlanmayan Hafız, bir iki kasidesi müstesna, caize almak için kaside söylemedi. Gazellerinde övdüklerini de öylesine övdü.
Bütün Doğu şairlerinde olduğu gibi Hafız’ın şiirlerinde de Yunanî aşk görülür.
Hafız’ın şiirlerinde şaraba yapılan övgü sembolik değil, gerçektir. Çok karışık bir devirde yaşayan, pek çok zulme ve haksızlığa şahit olan şair üzüntüsünü unutmak için şaraba hatta esrara başvurur.
Hafız Senâî, Attâr, Mevlânâ gibi coşkulu bir sûfî değildir. Tasavvufî şiirleri olmakla birlikte, tasavvufu genellikle bir araç olarak kullanır. İkiyüzlü zahitlerden hoşlanmaz; yeri geldikçe bunlara çatmayı ihmal etmez.
Hafız Divanı Türkiye’de Mesnevi ve Gülistan’dan sonra en çok okutulan Farsça eserdir.
Daha önce nesir halinde yayımlanmış çevirilerden farklı olarak, Elinizdeki bu kitap Hafız Divanı’nın aslına uygun ilk nazım çevirisidir ve divanın Farsçasını da içermektedir.

Gülşen-i Raz & Metni ve Şerhi (Karton Kapak) İndir

Gülşen-i Raz & Metni ve Şerhi (Karton Kapak)
Mahmud-ı Şebüsteri (y.1250-y.1325): Tebriz yakınlarında Şebüster’de doğdu. Şam, Hicaz ve Mısır’da yaşadı.
Moğol istilası sırasında farklı dinlerden temsilcilerin
Moğol imparatorunun desteğini kazanmak için giriştikleri mücadeleye tanık oldu, dini ve felsefi tartışmalardan etkilendi. 1311-1317 yılları arasında yazıldığı tahmin edilen Gülşen-i Râz’ı Horasan Emiri Seyyid Huseynî’nin sorularına cevap olarak mesnevi biçiminde kaleme aldı. Gülşen-i Râz 18. yüzyıldan başlayarak çeşitli Avrupa dillerine çevrildi, tasavvuf konusunda başlıca kaynaklar arasında yer aldı.