Kategori arşivi: Antropoloji

Bilim ve Cinsiyet Ayrımı İndir

Bilim ve Cinsiyet Ayrımı
Yayınlarımız arasında çıkan Kadının Evrimi adlı yapıtında, anaerkil klandan ataerkil aileye dek uzanan süreçte insanın evrimini inceleyen ve anaerkil toplumların varlığını belgeleyen Evelyn Reed, bu kitabın devamı olarak nitelendirdiği Bilim ve Cinsiyet Ayrımı başlıklı yapıtında, insan yaşamına en yakın olan bilim dallarında uygulanagelen “kadın karşıtı” eğilimi gözler önüne sermekte, bu türden bir önyargıyı nesnel ölçütlerle değerlendirmesi beklenen bilimleri bilim olmaktan çıkardığını göstermektedir. Kadınlara karşı beslenen bu önyargının yaşamasını sağlayan toplumsal baskıları açıklayan yazar, nesnel olması beklenen ünlü bilim adamlarının bile, erkek üstünlüğünü öngören bakış açılarıyla bilimleri çarpıttıklarını savunmaktadır.

İnsan ve Kültür İndir

İnsan ve Kültür
“İnsanlar benzerler, çünkü kültürleri benzer,

İnsanlar benzemezler, çünkü kültürleri farklıdır;

İnsanlar değişirler, çünkü kültürleri değişmektedir.”

Her bilimin ve her kitabın kişisel bir öyküsü vardır. 19. yy’ın ortalarında insanbilim, kutsal yaratılış inancına karşı evrimciler ve Hegelci bir ruha karşı Marksçı tarihi maddeciler arasında sanki bölünmüştü. İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen onyıllarda giderek kültürleşti; benzerlik, farklılık, değişim ve gelişim vb. çoğu sosyal olay/olgular kültür ile açıklandı.

İNSAN ve KÜLTÜR, ünlü 68 kuşağı gibi, bir üniversite amfisinde yapılan ‘İnsanbilime Giriş’ dersiyle doğdu. 12 Mart ertesinde yazıldı ve basıldı. 12 Eylül’ün dayandığı ve dayattığı Türk- İslam Sentezi ideolojisine direndi. Bildik yüzyıl sona ererken varlığını sürdürdü. 2005 GENOM bulgularını, maddi manevi hemen her kültürel olay ya da olguyu, genlere indirgeyen teknoloji dalgasıyla sarsıldı. Biyo-kültürel yaklaşıma rakip çıkmadığı için hayatta kaldı; üniversite içinde ve dışında aranır oldu.

Tanrı Yaratan Toprak Anadolu İndir

Tanrı Yaratan Toprak Anadolu
Bütün Akdeniz uygarlıklarının beşiği Anadolu’dur, düş değil, bir gerçek, bir tarih oluşumudur bu. Bilgece düşüncenin, sanat yaratmalarının, dinlerin yerden ot bitercesine bittiği, kaynaştığı, çevreye yayıldığı bir yerdir Anadolu. Mezopotamya uygarlığının Anadolu uygarlığından eski olduğunu, tarihin Sümerlerle başladığını savunan görüşler, düşünceler vardır. Ancak, bilimsel düşüncenin, belli bir anlayış açısından varlık bütününe, evrene, insana bakmanın Anadolu dışında geliştiğini, doğduğunu en küçük belgelere dayanarak ileri sürebilecek bir yetkili yoktur.Binlerce yıllık toprağımız, yurdumuz öylesine zengin, öylesine eli açık ki çalan çalana vuran vurana tarih varlıklarımızı, sanat değerlerimizi, daha doğrusu özümüzü, bizi biz yapanı, bize kimlik kişilik kazandıranı. Yerin altından çıkan Urartu tanrılarını, Hitit tanrılarını, onların görevlerini, adlarını, işlerini güçlerini bilenler, eski Anadolu insanları, o dinlere tapanlar birer bilginiymişler? Hangi tanrı vardır yalnız bilginler için doğmuş? Hangi dini bilginler yaratmış, türetmiş? Eskiçağ Anadolu tanrılarının adlarını, görevlerini, niteliklerini açıklamak pek de bilgin işi değildir. Emek ister yalnız. Hititlerin, Arinna ilinin güneş tanrıçası Vuruşemu’nun adını öğrenmek için bilgin olmak gerek değil küçük bir ilgi yeter de artar bile. Urartu’ların büyük savaş tanrısı, koruyucu tanrısı Haldi’nin ne olduğunu bilmek için uzun yıllar bilimsel çalışmalara dalmak, toz yutmak iş değil artık.

Kültürel Antropoloji İndir

Kültürel Antropoloji

İnsanın dünya üzerindeki serüvenini bütün renkleri ve çeşitliliğiyle teneffüs etmek isterseniz antropoloji bilimiyle tanışmalısınız. Antropoloji bütün bilimler içinde en özgürlükçü olanıdır. Zira ırksal ya da kültürel üstünlük iddialarının asılsız olduğunu kanıtlamakla kalmamış, nerede ve ne zaman yaşadıkları konusunda ayırım göz etmeksizin bütün insan topluluklarını inceleyerek insan doğasını alimlerin düşüncelerinden ya da labratuvarda çalışan bilim adamlarından çok daha büyük ölçüde aydınlatabilmiştir.
Antropolojinin ilgi alanı uçsuz bucaksızdır.İnsanla ilgili, geçmişte ve şimdi yaşanan her şey antropolojinin konusuna girer. İnsanı konu alan başka birçok bilim vardır. Anatomi ve fizyoloji gibi bilimler insanı biyolojik bir organizma olarak ele alır. Sosyal bilimler insan ilişkilerinin belli kalıplarını ve insan kültürünün büyük başarılarını inceler. Antropologlar bu saydıklarımızın hepsiyle ilgilidir ama hepsiyle birden, bütün yer ve zamanları hesaba katarak çalışmak isterler. İşte bu eşsiz geniş perspektif, antropologların insan doğası olarak tanımlanan kaygan zeminde başarılı olmalarını sağlar. Türkiye’de 1950’lerden itibaren yaygınlaşmaya başlayan antropoloji, ülkemizin kendi kültürüne özgü problemleri çerçevesinde analizler yaparak gelişmiş ve bu arada pek çok değerli antropolog yetişmiştir. Antropoloji çalışmalarının ürünleri özellikle 1990’lardan itibaren yayın dünyasına yansımaya başlamıştır. Ancak yayınlanan kitaplar yetişmiş antropologların kendi uzmanlık  alanlarında çalışmalarının bir sonucunu ortaya koymaktadır. Türk okuruna antropolojinin ne olduğunu ve antropologların nasıl çalıştığını anlatan, özellikle üniversite öğrencilerine yönelik Türkçe yayınlanmış kaliteli antropoloji kitapları yok denecek kadar azdır. Var olanlar da belli konularda aşırı yoğunlaşarak antropolojiyi bir disiplin olarak bütüncül karakteriyle okuyucuya sunamamaktadır.

ABD’nin çeşitli üniversitelerinde 1965’ten beri antropoloji dersleri veren araştırmacı, yazar William A. Haviland’ın bu alanda standart kabul edilen Kültürel Antropoloji adlı eseri antropoloji alanında bilgisini derinleştirmek isteyen Türk okuru için önemli bir boşluğu dolduracaktır. Kitap 1980’lerde ABD’de ilk yayınlandığında kültürel dar görüşlülüğe ve ırk merkezciliğe bir tepki olarak ön plana çıktı. Kitabın en çok dikkat çeken yönü, Batılı olmayan kültürlerle Batı kültürlerine (Amerikan kültürü de dahil olmak üzere) eşit ağırlık vererek dengelenmiş olmasıdır; böylece kitabı okuyanlar tanıştıkları kültürleri kendileri karşılaştıracak ve antropolojinin kendi yaşamlarıyla ne derece ilişkili olduğunu göreceklerdir.

Hayvan ve Şaman & Orta Asya’nın Antik Dinleri İndir

Hayvan ve Şaman & Orta Asya’nın Antik Dinleri
Kurban edilen köpekler, kadeh yapılan kafatasları, rüzgâra, kirpiye, saksağana, güzel ağaçlara tapanlar, ağaçların oğulları, insanlara yol gösteren hayvanlar, ölen kocasının kuklasını yapıp besleyen kadınlar, gelin evinde üç yıl hizmet eden damatlar ve hayvan ikizinden yardım isteyen, çeşitli eşyaları müzik aleti gibi kullanan Şamanların gündelik hayatlarına, ritüellerine uzanarak Avrupa ve Asya uygarlıkları arasında şaşırtıcı bağlantılar kuran derinlemesine bir analiz…

Hayvan ve Şaman, antik İç Avrasya kavimlerinin inançlarının karşılaştırmalı bir incelemesini sunuyor. İskitlerden Mançulara, Türklerden Finlere kadar, günümüzün bazı uluslarının “kültürel” çekirdeğini oluşturan çok sayıda kavmin ortak dinsel mirasını, iki bin yıldan daha uzun bir zaman aralığına yayılmış metinlerde anlatılan mitler, ritüeller, efsaneler aracılığıyla ortaya koyuyor.

Julian Baldick, Türk, Moğol ve Tunguz tipleriyle üç ana çizgiye ayırdığı bu ortak mirasın çağımıza kadar erişen boyutlarını inanç ve ritüellerin sürekliliğinin yanında, Avrasya’nın kalan bölümünde olduğu kadar Avrupa’da da edebi öykü ve motiflere sızan ve orada melezlikler oluşturan etkilerle açıklıyor. Bu büyük etkileşimin merkezinde ise bazen travesti bir şifacıya, bazen modern bir sahne sanatçısına, bazen de bir ordu komutanına benzeyen şamanın ruhsal yolculukları yer alıyor.

“Hayatı boyunca şaman, ‘kuş-oluş’, ‘balık-oluş’, ‘hayvan-oluş’ yanında İskitlerdeki kadınlaşmış kâhinlerde, XIII. yüzyıldaki eşcinsel Moğol şamanlarında ve XX. yüzyıldaki travesti Türkmen şamanlarında olduğu gibi ‘kadın-oluş’a da girişebilir. Sonuçta çok gelişmiş bir şaman etkinliği olduğu apaçık olan icrasında Tunguz şamanı, nöbet tutan ruhlardan oluşan bir set yaratır: Deleuze ve Guattari’nin dikkat çektiği gibi, ‘hayvan-oluş’ ve ‘kadın-oluş’ olguları, ‘algılanamaz-oluş’a doğru bir eğilimdir. Şaman, topluluğunu korumak için doğanın her koşulunda kendini kamufle eder ve görünmez olarak, ruhlar biçimine girerek, başkalarına saldırmak için harekete geçer. Dolayısıyla şaman, Moğollarda da gördüğümüz gibi, askeri sırlara sahip bir savaşçıdır.”

Kızılderililer & Tarihi ve Felsefesi İndir

Kızılderililer & Tarihi ve Felsefesi
Avrupa’dan gelen beyaz adam Kuzey Amerika’da boy gösterdiğinde, bugünkü ABD’nin bulunduğu topraklar üzerinde yaklaşık 2.5 milyon kadar Kızılderili, kabileler ve aşiretler halinde yaşamlarını sürdürüyorlardı. Kızılderililer istilacı göçmenlere mısır ve tütün yetiştirmeyi öğrettiler. Yine bu istilacılar dağlık arazide hayatta kalmayı da onlardan öğrendiler. Kıtaya gelen İngiliz tüccarlar, Kızılderililerin ortaya çıkardıkları zenginlikleri başta kürk vb. gibi ürünleri satın alarak ya da bu mallara zorla el koyarak kısa sürede zenginleştiler.
 
Kızılderililer sömürgeci Avrupalıların vatanlarını işgal etmesine karşı direniyor, topraklarından ayrılmak istemiyorlardı. Fakat kıtaya yerleşen sömürgeciler kadın-erkek, çoluk-çocuk demeden Kızılderililerin çoğunu katlettiler. Hatta bir Kızılderili tutsağı ya da kafa derisini getiren herkese, 40 İngiliz Sterlini verileceği ilan edildi. Bu ödül 100 İngiliz Sterlinine kadar yükseltilirken, aynı zamanda kadın ve çocuk kafatası derileri için de ödülün yarısı ödeniyordu. Amerika kıtası, tüm tarih boyunca insanoğlunun yaşadığı en büyük soykırım ve zulümlerden birine sahne oldu. Binlerce kilometre uzaklıktan gelen, okyanusları geçip kıtayı istila eden sömürgeciler, buranın tüm zenginliklerine el koymakla kalmıyor, aynı zamanda yerli halkları köleleştirmeye de çalışıyorlar ve vatanını savunan, esaret altına girmek istemeyen yerli halkların direnişini soykırımla durdurmaya çalışıyorlardı. Kısacası yaşanan bu Kızılderili soykırımı ve yüzlerce kabilenin kıtadan silinmesi üzerine, bugünkü
Amerika’nın temelleri atılmaktaydı.
 

Sınırlar, İmajlar ve Kültürler & Antropolojik Açıdan Avrupa ve Avrupalılığı Yeniden Düşünme İndir

Sınırlar, İmajlar ve Kültürler & Antropolojik Açıdan Avrupa ve Avrupalılığı Yeniden Düşünme
Bu derleme, Avrupalılık kavramının antropoloji pratikleri içinde nasıl tanımlandığı ve Avrupalı antropologların “kendilerini” ve daha sonra araştırmalarına konu olan “ötekileri” nasıl algılayıp araştırdıkları sorusundan hareket ederken, Avrupa’nın antropolojik bilgi üretiminde merkezi rolü, bu üretimin yerel bilgilerin oluşumunu, meşrulaştırılmasını ve tüketimini nasıl etkilediği, Türkiye’de antropolojinin Avrupa ve Avrupalılığı nasıl ele aldığı, hangi konulara odaklandığı, Avrupa antropolojisi ile paylaştığı sorunlar olup olmadığı gibi sorulara da Avrupalı antropologlarla birlikte Türkiyeli araştırmacıların aradıkları cevapları paylaşmaktadır. Böylelikle, hem Türkiye’de yapılmakta olan antropolojinin sınırları ve imkanlarının yeniden düşünülmeye başlanması, hem antropolojik metodolojinin gündeme taşınması açısından önemli bir tartışmaya kapı aralamaktadır.

Antropoloji ve Sömürgecilik İndir

Antropoloji ve Sömürgecilik
Antropoloji ve Sömürgecilik, antropoloji kuramları tarihinde yeni bir çığır açmış kitaplardan biridir. İki yönden: İlkin, antropoloji disiplininin, Batu Avrupa, özellikle de İngiltere’deki tarihinin başlangıcından itibaren içersine yerleştiği sömürgecilik bağlamının kuşkusuz ki gecikmiş bir ilk keşfi olması, elinizdeki kitaba tarihsel bir önem kazanmaktadır. Böylelikle, o güne de sömürgeciliği neredeyse bir veri olarak doğallaştıran antropoloji, bundan böyle içersinde boy attığı bağlamı görmezlikten gelmeyecektir.

Tarihsel Metaforlar ve Mitsel Gerçeklikler İndir

Tarihsel Metaforlar ve Mitsel Gerçeklikler
Dünyaca ünlü antropolog Marshall Sahlins’in bu eseri, akademide ve toplumsal alanda büyük yankı buldu, tartışma yarattı. Yayımlanmasının ardından iki polemik kitabı ve birçok makale yazıldı. 1981’de yayımlanan bu önemli yapıt, nihayet Türkçeye kazandırıldı. Tarihsel Metaforlar, antropoloji ve sosyoloji bölümlerinde hak ettiği ilgiyi görecektir.

Özgürlükçü antropolojinin öncü isimlerinden Marshall Sahlins’in “Tarihsel Metaforlar ve Mitsel Gerçeklikler” kitabı, antropoloji literatüründe önemli bir yere sahiptir. Sahlins, bu eserinde zor bir sorunun üstesinden gelmeye çalışır: Yapısalcı antropoloji, tarihsel değişimi açıklayacak bir çerçeve geliştirebilir mi?

Kitabı ayırt edici kılan, teorik tartışmaya sıkışıp kalmadan bu soruyu yanıtlamasıdır. Kısa ve zor bir teorik bölümü tarihsel bir dönemin analizi izler: Kaptan Cook’un Hawai Adaları’na gidişi ve tanrılaştırılmasıyla başlayan olaylar, iki farklı kültür karşılaştığında ortaya çıkan tarihsel dönüşüm için eşsiz bir örnektir. Hawaili soylular, rahipler, sıradan kadın ve erkeklerin sömürgeci İngilizlerle ayrı ayrı kurduğu ilişkiler, yerleşik Hawai kategorilerini altüst eder. Sonunda, ilk Hıristiyan misyoner daha Adalar’a ayak basmadan, Hawili seçkinler geleneksel dini lağvederler. Yine de dönüşüm, verili bir yapının sürekliliği içinde meydana gelmiştir.

Düşünümsel Bir Antropoloji İçin Cevaplar İndir

Düşünümsel Bir Antropoloji İçin Cevaplar
Günümüz sosyal bilim dünyasına damgasını vurmuş isimlerden biridir Pierre Bourdieu. İncelediği alanlar açısından büyük bir çeşitlilik gösteren eserleri, dünyanın dört bir yanında çeşitli disiplinlerden araştırmacıları etkiledi, etkiliyor.

Boudieu’nün dünyasına genel bir bakış sunan bu kitap üç bölümden oluşuyor: İlk bölümü oluşturan giriş yazısında Wacquant, Bourdieu’nun bütün eserleri üzerine derli toplu, ama son derece derinlikli bir değerlendirme yapıyor. İkinci bölümde, Wacquant’la yaptığı görüşmelerde Bourdieu, sosyolog ve antropolog olarak entelektüel serüvenin adeta bir muhasebesini yapıyor. Çalışmalarını, kullandığı temel kavramları -yapı, alan, strateji, habitus, kültürel sermaye, çıkar, illusio, simgesel iktidar- olabildiğince yalın ve anlaşılır bir dille açıklıyor. Eserlerinin yanlış anlaşılmasının nedenlerine işaret ederek kendisine yöneltilen eleştirilere cevap verirken, hem sosyal bilimler alanının genel bir manzarasını çizmiş oluyor, hem de bu alanda kendi özgün konumunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Kitabın üçüncü bölümünde lisanüstü öğrencileriyle yaptığı bir araştırma seminerinde verdiği konferanslar yer alıyor. Bu bölümde Bourdieu, araştırma anlayışını öğrencilere aktarırken pratikten yola çıkıp epistemolojik ilkelere ulaşıyor.

Düşünümsel Bir Antropoloji İçin Cevaplar, çağdaş sosyal bilimcilerin belki de en önemlisi olan Bourdieu’nun eserlerine mükemmel bir giriş niteliği taşıyor.