Kategori arşivi: Hatıralar

Şehr-i Yar & Bir İstanbul Aşkı (Cep Boy) İndir

Şehr-i Yar & Bir İstanbul Aşkı (Cep Boy)
Şehr-î Yâr, 18. yy. sonları ve 19. yy. başlarında İranlı bir seyyahın dünyanın gözdesi İstanbul’a gelmesiyle başlar. Çocukluk yıllarında rüyasında gördüğü işaret neticesinde, bir çift mavi gözün sahibini bulmak için dünyayı dolaşan Cafer’in, herkesin muradına erdiği Şehr-i Stanbul’da karşılaştığı olayları ve İstanbul’un tarihi yüzünü anlatmaktadır.
Yedi tepeden, yedi iklime uzanan hükümranlık… İstanbul, sadece bir şehir değil; başlı başına bir kültür, bir medeniyet, bir tarih ve bir insanlık merkeziydi. İstanbul, tek başına bir devlete bedeldir. Bu şehre, nice şiirler yazılmış ve nice türküler söylenmiştir. Kimilerine saray, kimilerine zindandı, bu koca şehir…
Uğruna can vermekten kimsenin çekinmediği nazlı bir maşuktu. İştiyakıyla nice hükümdarları, nice kralları heder etmişti yolunda.
Nice devletin payitahtı, nice âşıkların yuvası, nice ariflerin gönlü, nice âlimlerin kitabı, nice sultanların gözde cariyesi idi İstanbul. Kiminin Konstantiniyyesi idi, kiminin Belde-i Tayyibesi… Devran kime gülmüşse; İstanbul, ona mesken olmuştu. Yeditepe’den esrar sahibi olmayan var mı acaba?

—“Bu şehrin kaderi miydi, sinesinde devası olmayan aşkların yatması? Geldi de beni buldu bu şehrin aşkı, binlerce mil uzaklıktan kendine çekti bu Şehr-î Yâr. Hem de evvela yedi düveli dolaştırdı bana. Sonra da kendi huzuruna kabul etti beni bu şehir. Ama hakkıydı, tüm şehirlerin efendisiydi. Tüm hükümdarlar ona meftundu, ona ram olmuştu nice ülkeler.”

“Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl ü behâdır,
Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır.

Yaşama Gücü & Beyin Araştırmacısı Ord.Prof.Dr. Onur Güntürkün’ün Yaşam Öyküsü İndir

Yaşama Gücü & Beyin Araştırmacısı Ord.Prof.Dr. Onur Güntürkün’ün Yaşam Öyküsü
Ordinaryüs Prof. Dr. Onur Güntürkün, 1958’de, İzmir’de dünyaya geldi. Annesi öğretmen, babası doktordu. Henüz dört yaşındayken Zonguldak’ta çocuk felcine yakalandı. Tedavilere Türkiye’de başlandı, Almanya’da devam edildi. Üç yıl süren tedavilerden sonra tekerlekli sandalyede oturabilir hale geldi. Halen Almanya’da Bochum Ruhr Üniversitesi, Biopsikoloji Kürsüsü Başkanıdır ve dünyanın önde gelen beyin araştırmacılarından biridir. O, hiçbir zaman zorluklara teslim olmadı. Hayatın zorluklarını bilim aşkıyla, araştırma heyecanıyla yendi. Yaşama gücünü hiçbir zaman kaybetmedi. Onun yaşamı, umutsuzluktan umut yaratmaya örnektir.

Yaşama Gücü, Onur Güntürkün’ün çok zorlu, aşılmaz sanılan engellerle dolu yaşamının ilginç, umutlu, örnek alınması gereken öyküsüdür. Bu kitabı okuyunca dünyaya, geleceğe daha iyimser bakacak; bilimi, hayatı daha çok seveceksiniz.

Psomati’dan Samatya’ya & Bir Bizans Semtinin Hikayesi İndir

Psomati’dan Samatya’ya & Bir Bizans Semtinin Hikayesi
Samatya İstanbul’un en eski yerleşim alanlarından biridir. Kiliseler, manastırlar ve savaş kazanarak kente dönen muzaffer imparatorların törenle şehre girdikleri surlardaki Altın Kapı (Hrisi Pili) burayı Bizans yıllarında adı sıkça anılan, seçkin bir semt yapmıştır. Günümüzde Samatya tren istasyonu Kocamustafapaşa olmuş. Fardis Dromos’ta (geniş yol) sebze ve meyvelerin Rumca isimlerini bağırarak satan seyyar satıcılar ortadan kaybolmuştur. Samatya artık, İstanbul’un diğer semtlerinden farkı olmayan tek düze bir kalıba girmiş, o günler artık ancak bir kuşağın anılarında ve hikâyelerinde kalmıştır. Orhan Türker bu kez, tarihe tanıklık dizimizin on birinci kitabı olan Samatya’yı çalıştı.

Nal & Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri İndir

Nal & Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri
Michel Foucault duysaydı şu ‘nal’ meselesini belki bir cilt daha eklerdi, Deliliğin Tarihi’ne.
Üç ilacın; haloperidol, biperiden ve klorpromazinin ticari adlarının baş harfleri: NAL. Acile getirilen ‘akıl hastaları’nın genelde ilk tanıştıkları ilaçlar bunlardı. Bir enjeksiyona belli dozlarda çekilir ve hastaya enjekte edilirdi. Bazı kliniklerde bu işlemin adı, iğrenç bir zekilikle, insan sevmezlikle bulunmuştu bile: NALLAMAK.

İlaç şirketlerince nemalanmadan önce kirli, şimdilerde pırıl pırıl servislerin boyaları kazınsa, bazı hocaların, bazı şeflerin dillerinden duvarlara yapışmış kelimeler sıvalarla dökülebilir hala: “Niye ajite bu hasta?.. NALLAYIN ŞUNU!”

Kurum varsa, o kurumlarda kurumlananlar varsa duvarın, soğuğun, zincirin, pencereden sızan gün ışığının da belleği var. Birikir. Ortak bir hatıra defterine dönüşür işte! Okuyacağınız her metinde insanlık halinden kopmaya kopartılmaya, bu zulme bir direniş bazen gizli bazen açık… var. İnsan tükenmiyor, tükenmez kardeşim, diyor her biri.

“…O yıllarda meşhur olmuştu R.G.Ö’nün güzel şiiri…
Çok iyi, çok dengeli bir derleme olan NAL anısına o güzel şiir nasıl başlıyordu hep beraber hatırlayalım:
“Aşkımın şiddetinden koptu gönlün freni!../ Doktor beni sanıyor hâlâ şizofreni!..”

Kanat Atkaya, Hürriyet

Bir Katibin Kaleminden İstanbul’un 12 Yılı İndir

Bir Katibin Kaleminden İstanbul’un 12 Yılı
Seyyid Hasan Muradi, İstanbul’da 1754-1766 yılları arasında meydana gelen hadiseleri ruznamesinde kronolojik olarak anlatmaktadır. Yangın, deprem gibi İstanbul’da meydana gelen felaketler eserde gün gün verilmektedir.  Osmanlı bürokrasisinde meydana gelen tayinler, sürgünler memurların akrabalık bağlarıyla birlikte zikredilmiştir. Ayrıca İstanbul’da yapılan törenler de tarihleriyle birlikte eserde yer almaktadır.

Nal & Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri İndir

Nal & Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri
Michel Foucault duysaydı şu ‘nal’ meselesini belki bir cilt daha eklerdi, Deliliğin Tarihi’ne.
Üç ilacın; haloperidol, biperiden ve klorpromazinin ticari adlarının baş harfleri: NAL. Acile getirilen ‘akıl hastaları’nın genelde ilk tanıştıkları ilaçlar bunlardı. Bir enjeksiyona belli dozlarda çekilir ve hastaya enjekte edilirdi. Bazı kliniklerde bu işlemin adı, iğrenç bir zekilikle, insan sevmezlikle bulunmuştu bile: NALLAMAK.

İlaç şirketlerince nemalanmadan önce kirli, şimdilerde pırıl pırıl servislerin boyaları kazınsa, bazı hocaların, bazı şeflerin dillerinden duvarlara yapışmış kelimeler sıvalarla dökülebilir hala: “Niye ajite bu hasta?.. NALLAYIN ŞUNU!”

Kurum varsa, o kurumlarda kurumlananlar varsa duvarın, soğuğun, zincirin, pencereden sızan gün ışığının da belleği var. Birikir. Ortak bir hatıra defterine dönüşür işte! Okuyacağınız her metinde insanlık halinden kopmaya kopartılmaya, bu zulme bir direniş bazen gizli bazen açık… var. İnsan tükenmiyor, tükenmez kardeşim, diyor her biri.

“…O yıllarda meşhur olmuştu R.G.Ö’nün güzel şiiri…
Çok iyi, çok dengeli bir derleme olan NAL anısına o güzel şiir nasıl başlıyordu hep beraber hatırlayalım:
“Aşkımın şiddetinden koptu gönlün freni!../ Doktor beni sanıyor hâlâ şizofreni!..”

Kanat Atkaya, Hürriyet

İçimdeki İstanbul Fotoğrafları İndir

İçimdeki İstanbul Fotoğrafları
Mario Levi ilk kez bu kadar içerden yazıyor kendisini,
kendi kendisiyle söyleşiyor, kendine sorular soruyor. İçimdeki İstanbul Fotoğrafları, Mario Levi’nin “Mario Levi” olarak portresi… Renklerini, dillerini, insanını ayırmadan kucaklayan bir kent olarak İstanbul’un da portresi….

1950’lerin İstanbulunda “Mario Levi” adıyla doğmak, çocuk olmak, büyümek, erkek olmak, yazar olmak üzerine sorular… Şehir değişir dönüşürken, Mario Levi de nasıl değişmiş dönüşmüştür, onun üzerine
sorular…
“Herkes kendi dilinde ölüyordu. Dilini fırtınalardan korumak için, yeterince duyurulamayan o yangınları, depremleri, aynaların acımasızlığını taşıma umuduyla en korunaklı yerlerinde hayatta tutmaya çalışanların
sözleri… Bu sözlerin çağrısını hep duymak istemiştin.
Dil… İnşa etmek istediğin dil, hangi dildi? Evlerin, odaların, sende Türkçeninkinin yanı sıra, başka dil dünyalarının, Fransızcanın ve Yahudi İspanyolcasının renkleri, sesleri ve duygularıyla da kalmıştı. Tabii aynı zamanda kaygıları, korkuları ve içe kapanmalarıyla da… Çocukluk günlerinde bu yaşadıklarının, şehrinin tarihinin, sendeki tarihinin kaçamayacağın gerçekleri arasında yer aldığının farkında değildin. Şehir seni kendisine, bu çağrısıyla da bağlıyordu. Biliyordun, çok iyi biliyordun asıl farklılığın, seni yazıya çağıranın o aynalardan geldiğini.”

Nal & Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri İndir

Nal & Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri
Michel Foucault duysaydı şu ‘nal’ meselesini belki bir cilt daha eklerdi, Deliliğin Tarihi’ne.
Üç ilacın; haloperidol, biperiden ve klorpromazinin ticari adlarının baş harfleri: NAL. Acile getirilen ‘akıl hastaları’nın genelde ilk tanıştıkları ilaçlar bunlardı. Bir enjeksiyona belli dozlarda çekilir ve hastaya enjekte edilirdi. Bazı kliniklerde bu işlemin adı, iğrenç bir zekilikle, insan sevmezlikle bulunmuştu bile: NALLAMAK.

İlaç şirketlerince nemalanmadan önce kirli, şimdilerde pırıl pırıl servislerin boyaları kazınsa, bazı hocaların, bazı şeflerin dillerinden duvarlara yapışmış kelimeler sıvalarla dökülebilir hala: “Niye ajite bu hasta?.. NALLAYIN ŞUNU!”

Kurum varsa, o kurumlarda kurumlananlar varsa duvarın, soğuğun, zincirin, pencereden sızan gün ışığının da belleği var. Birikir. Ortak bir hatıra defterine dönüşür işte! Okuyacağınız her metinde insanlık halinden kopmaya kopartılmaya, bu zulme bir direniş bazen gizli bazen açık… var. İnsan tükenmiyor, tükenmez kardeşim, diyor her biri.

“…O yıllarda meşhur olmuştu R.G.Ö’nün güzel şiiri…
Çok iyi, çok dengeli bir derleme olan NAL anısına o güzel şiir nasıl başlıyordu hep beraber hatırlayalım:
“Aşkımın şiddetinden koptu gönlün freni!../ Doktor beni sanıyor hâlâ şizofreni!..”

Kanat Atkaya, Hürriyet

İstanbul Valileri İndir

İstanbul Valileri
”Cumhuriyet’in son elli yılında İstanbul’ da görev yapan valilerimize ait İstanbul anıları ve yaşamöykülerinin yer aldığı bu kitabın, gelecek kuşaklara İstanbul’la ilgili önemli bir değerlendirme niteliğinde olduğunu düşünüyorum. Kitabın hazırlanmasında emeği geçen herkesi kutluyorum”
Muamer Güler
İstanbul Valisi

Şehr-i Yar & Bir İstanbul Aşkı (Cep Boy) İndir

Şehr-i Yar & Bir İstanbul Aşkı (Cep Boy)
Şehr-î Yâr, 18. yy. sonları ve 19. yy. başlarında İranlı bir seyyahın dünyanın gözdesi İstanbul’a gelmesiyle başlar. Çocukluk yıllarında rüyasında gördüğü işaret neticesinde, bir çift mavi gözün sahibini bulmak için dünyayı dolaşan Cafer’in, herkesin muradına erdiği Şehr-i Stanbul’da karşılaştığı olayları ve İstanbul’un tarihi yüzünü anlatmaktadır.
Yedi tepeden, yedi iklime uzanan hükümranlık… İstanbul, sadece bir şehir değil; başlı başına bir kültür, bir medeniyet, bir tarih ve bir insanlık merkeziydi. İstanbul, tek başına bir devlete bedeldir. Bu şehre, nice şiirler yazılmış ve nice türküler söylenmiştir. Kimilerine saray, kimilerine zindandı, bu koca şehir…
Uğruna can vermekten kimsenin çekinmediği nazlı bir maşuktu. İştiyakıyla nice hükümdarları, nice kralları heder etmişti yolunda.
Nice devletin payitahtı, nice âşıkların yuvası, nice ariflerin gönlü, nice âlimlerin kitabı, nice sultanların gözde cariyesi idi İstanbul. Kiminin Konstantiniyyesi idi, kiminin Belde-i Tayyibesi… Devran kime gülmüşse; İstanbul, ona mesken olmuştu. Yeditepe’den esrar sahibi olmayan var mı acaba?

—“Bu şehrin kaderi miydi, sinesinde devası olmayan aşkların yatması? Geldi de beni buldu bu şehrin aşkı, binlerce mil uzaklıktan kendine çekti bu Şehr-î Yâr. Hem de evvela yedi düveli dolaştırdı bana. Sonra da kendi huzuruna kabul etti beni bu şehir. Ama hakkıydı, tüm şehirlerin efendisiydi. Tüm hükümdarlar ona meftundu, ona ram olmuştu nice ülkeler.”

“Bu şehr-i Stanbul ki bî-misl ü behâdır,
Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır.