Kategori arşivi: Fıkıh

El-Umm-1 & Şafii Fıkıh Külliyatı İndir

El-Umm-1 & Şafii Fıkıh Külliyatı
Hicrî 150/Miladî 767 yılında Filistin’in Gazze şehrinde doğdu. Babası İdris bir iş için Gazze’ye gitmiş, orada iken vefat etmişti. Dedelerinden biri olan Şafiî İbn es-Sâib’e nisbeten Şafiî olarak bilinir. Soyu Kureyş kabilesinden Abd-i Menâf’ta Hz. Peygamber’in soyuyla birleşir.

Henüz küçük yaşta iken babasını kaybeder. Fakir bir şekilde yaşayan annesi, oğlunu alıp Mekke’ye gitmeğe karar verir. Mekke’de, daha küçük yaşta kendisini ilme veren İmam Şafiî, yedi yaşında Kur’ân-ı Kerim’i; on yaşında da İmam Mâlik’in el-Muvatta’ adlı hadis kitabını ezberlemiş ve on beş yaşına geldiğinde, fetva verebilecek bir seviyeye ulaşmıştı.

Bundan sonra yirmi yıla yakın bir süre çölde, Huzeyl kabilesi içinde yaşayarak fasih Arapça’yı ve câhiliye şiirlerini öğrendi. Hatta Asmaî, onun hakkında; “Huzayl’in şiirlerini Kureyş’ten Muhammed b. İdris denen bir genç ile düzelttim” demiştir. Böylece edip ve Arapçada söz sahibi olmuştur.

Akabinde birçok alimden hadis okudu. Mekke valisinin bir tavsiye mektubu ile Medine’ye gitti. Burada İmam Mâlik’e el-Muvatta adlı eserinin tamamını arzetti. Daha sonra tamamen fıkha yönelerek İmam Mâlik’ten Hicaz fıkhını öğrendi. Şafiî’nin eşsiz kavrayış ve üstün zekâsını müşahede eden İmam Mâlik, ona şu anlamlı tavsiyede bulundu: “Muhammed! Allah’tan kork, günahtan sakın; çünkü ben senin büyük bir şahsiyet olacağını ümid ediyorum. Gönlüne Allah’ın koymuş olduğu bu nuru günahla söndürme.”

Medine’de İmam Mâlik’ten fıkıh ve hadis ilmi aldı. Süfyan b. Uyeyne’den, Fudayl b. İyâz ve amcası Muhammed b. Şâfi’ ve diğerlerinden hadis rivayet etti.

İmam Şâfiî, bu arada çalışmak zorunda olduğu için bir süre Yemen’e gitti. Yemen kâdısı Mus’ab b. Abdillah el-Kureşî orada kendisine resmî bir iş bulmuştu. Bu arada, Halîfe Hârun er-Raşîd Hz. Ali taraftarlarının bir harekâtından korkuyordu. Yemen tarafından yakalanıp getirilen Şiîler arasında -Şiî olmadığı halde- Şâfiî de Medîne’de Halîfe’nin huzuruna çıkarıldı. Suçsuzluğu anlaşılınca Halife onu serbest bıraktırdı ve maddî yardımda bulundu. Sonra H.183 ve 195’te Bağdat’a gitti. Orada Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’den Irak fakihlerinin kitaplarını okudu. Onunla fikir alış verişinde bulundu.

İmam Şâfiî bundan sonra H. 187’de Mekke’de ve 195’te Bağdat’ta İmam Ahmed b. Hanbel (Ö. 241/855) ile buluştu. Ondan Hanbelî fıkhını ve usulünü, Kur’an’ın nâsih ve mensuhunu öğrendi. Bağdad’ta onun eski mezhebinin esaslarını ihtiva eden “el-Hucce” adlı eserini yazdı. Sonra H. 200’de görüşlerinin en çok yaygınlaşacağı Mısır’a gitti. 204/819’da Receb’in son cuma günü Mısır’da vefat etti ve orada defnedildi (el-Hudarî, Tarihu’t-Teşrîi’l-İslâmî, Kahire 1358/1939, s. 254 vd.; Muhammed Ebû Zehra, Usulü’l-Fıkh, Kahire, t.y., s.12 vd.; ez-Zühaylî, el-Fıkhu’l İslâmî ve Edilletüh, Dimaşk 1405/1985, I, 35, 36; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul 1983, 9, 78 vd).

İmam Şâfiî’nin “er-Risâle” adlı eseri fıkıh usulünde ilk kaleme alınan usul kitabıdır. Hanefilerde, usul müctehid imamlar devrinde yazılı bir eser haline getirilmemiş daha sonra fürûdan hareket edilerek usûl kaideleri belirlenmiştir. İmam Şâfî, işin başında er-Risâle’yi yazarak sonraki Şâfiî bilginlerini bu külfetten kurtarmıştır. İmam Şâfii’nin “el-Ümm” adlı eseri ise Mısır’da mezhep görüşlerini kapsayan bir fıkıh eseridir.
Onun ilmî ve edebî şahsiyeti yanında, takvâsı, olgun karakteri ve güzel ahlâkı da zikredilmesi gereken hususlardandır. Kendisine Sıffın meselesi, sorulunca şu anlamlı cevabı vermişti: “Ömer b. Abdülazîz’e Sıffîn’da ölenler sorulunca o; “Allah’ın elimi bulaşmaktan koruduğu kanlardır” demişti. Şimdi ben de dilimi bu kana bulaştırmak istemiyorum.”

Öğrencileri onun hakkında, “Şafiî Hz’leri bir âyeti tefsir etmeye başlayınca, sanki o âyetin indirilişini görmüş gibi büyük bir vukufla konuşurdu” derler.

 

Umdetu-S Salik ve Uddetü-n Nasik Tercümesi İndir

Umdetu-S Salik ve Uddetü-n Nasik Tercümesi
Tercümesini yaptığımız bu kitabın asıl amacı, yıllardan beridir iftiralar sonucu zindanlarda zulme uğrayan Müslümanların varlığını hatırlatıp, bu insanların aslında ümmete ne kadar faydalı olduğunu göstermektir. 

Kadın İlmihali (Hanımlara Fetvalar) İndir

Kadın İlmihali (Hanımlara Fetvalar)
Bu Kitapta İslam ve kadınla ilgili zihinlerinizi meşgul eden pek çok sualin cevabını bulacaksınız.Bunlardan bazı örnekler: İslam’ın kadınlara tanıdığı haklar nelerdir? Kadın erkek eşit olabilir mi? Miras’ta kadın niçin yarım hisse alıyor? Kadının şahitlikteki durumu nedir?Kadınla istişare yapılmaz mı? Tesettürde kadınların el ve yüzleri kapatmaları şart mı? Adet halindeki kadınla karı koca ilişkisi nasıl olmalıdır? Kadın devlet başkanı olabilir mi? Kadının guslü, abdesti,namazı,orucu,haccı,tesettürü,ve kadın halleriyle ilgili yüzlerce sorunun cevabını bulacaksınız.

İslam Fıkhı ve Sünnet & Oryantalist Schacht’a Reddiye İndir

İslam Fıkhı ve Sünnet & Oryantalist Schacht’a Reddiye
“Yalanı ustaca söylemekteki başarıları ölçüsünde şöhret bulduklarına inandığım oryantalistlerin en tanınmışlarından olan Schacht, fıkhi hadislerin tamamen uydurulduğunu, bunların Peygamber’in değil II. ve III. yüzyılda yaşayan İslâm alimlerinin sözü olduğunu ispata uğraştığı ve bu konuda benzerlerini geride bıraktığı için, onun Origins of Muhammadan Jurisprudence adlı eseri, yayımlandığı günden itibaren (1950) diğer oryantalistler ve sempatizanlarınca büyük kabul görmüştür. Bu kitaptaki gerçekten cüretkâr iddialara bazı müslümanlar tarafından kısmi cevaplar verilmekle beraber, onu bütün yönleriyle ele alıp reddeden ilk müslüman araştırmacı Muhammed Mustafa el-A’zami olmuştur.
“el-A’zami bu çalışmasında Schacht’ın metodundan ve kaynaklarından faydalanarak ve daha çok ayetlere dayanarak, Resûl-i Ekrem’in asıl görevlerinden birinin yeni bir hukuk sistemi meydana getirmek olduğunu, kendisine Allah Teâlâ tarafından kanun koyma yetkisi verildiğini, dinin yaşamasıyla ilgili hadislerin Allah tarafından kendisine vahyedildiğini, dolayısıyla bu hadislerin Cenâb-ı Hakk’ın iradesine ve rızasına uygun olduğunu, bu sebeple de Resûlullah’ın emirlerinin Allah Teâlâ’nın emirleriyle aynı derecede bağlayıcı mahiyet arz ettiğini göstermiş, ayrıca Schacht’ın iddiasının aksine, I. yüzyıl boyunca İslâm hukuku faaliyetlerinin devamlı surette yürütüldüğünü ispat etmiştir.”
Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir

Çağlar Boyu İslam Fıkhı & Sorulu Cevaplı (2 Cilt) İndir

Muğni’l Muhtac & Minhacü’t-Talibin Şergi (2. Cilt) İndir

Fıkıh İlminin Oluşum Sürecinde İCMA İndir

Fıkıh İlminin Oluşum Sürecinde İCMA
Bu araştırma, icmanın hicri ilk iki asırda nasıl algılandığını ve bu çerçevede yapılan tartışmaları konu edinmektedir.

İcmanın ortaya çıkış süreci, ancak sünnet ile re’y arasındaki rekabet bağlamında sağlıklı bir zemine oturtulabilir. Zira sünnet-rey-icma kavram üçlüsü arasında ilk iki asırda işleyen diyalektik meselenin can alıcı noktasını teşkil eder. Bu maksatla mezkur üç kavramın birbiriyle bağlantılı olarak geçirdiği serüven yakından izlenmek durumundadır. Bunun için de öncelikle sahabe ve tabiün döneminde yaşanan gelişmelerin ciddi olarak işlenmesi gerekir. Zira bu dönemde sünnet-re’y ilişkisi çerçevesinde yürütülen içtihat faaliyeti sonraki dönemlerde icmanın tartışılmasına zemin hazırlayan en önemli faktörlerden biri olmuştur.

Cilt:6 Kurtubi Tefsiri-El Camiul Ahkamul Kur’an İndir

Cilt:6 Kurtubi Tefsiri-El Camiul Ahkamul Kur’an
Endülüs İslam diyarının yetiştirdiği ender ilim adamlarından, tefsir alanında söz sahibi İmam Kurtubî’nin yazdığı EL-CÂMİU Lİ AHKÂMİ’L-KUR’ÂN bir bakıma kendisinden sonra yazılan tefsirlerin kaynağıdır. Özellikle hükümlere ait konularda müfessirimizin ne denli yetkin ve Kur’ân’a hakim olduğunu tefsirine bakan herkes görebilir. Bu yönüyle “yepyeni” vasfına kelimenin tam manasıyla layık bir tefsir…
Bu tefsir okuyucumuz için ilk defa terceme edilmesi açısından “yepyeni” olduğu kadar; esas gününden beri çağını aşan dolgun ve yetkin bir tefsir olduğundan dolayı da “yepyenidir.” Okuyucu dilden kaynaklanan kaynaklara ulaşamama problemini EL-CÂMİU Lİ AHKÂMİ’L-KUR’ÂN tercemesiyle büyük ölüde hal etmiş olacak. Yayınevimiz tüm olumsuzlukları göz alarak, ticari açıdan pek elverişli olmayan bir ortamda bu teşebbüste bulundu.

Müfessir Kurtubi
Tam adı: Muhammed b. Ahmed b. Ebi Behr’dir. Ensar soyundan ve Hazrec kabilesine mensup… yitirilmiş İslam diyarlarından “Endülüs’ün Kurtuba”sından… bundan dolayı kısaca “Kurtubi” diye bilinir. Endülüs ve Kurtuba, binlerce İslam alimi yetiştirmiş olduğu halde; yalnızca “Kurtubi” denildi mi; çoğu kere sadece bizim müfessirimiz ve onun muhteşem “tefsiri” hatıra gelir.
Gençlik yılları, ilk tahsil hayatı, yetişmesi ve olgunluk dönemini Kurtuba ve çevresinde geçiren müfessirimiz; daha sonraları Frankların ve diğer Avrupa haçlılarının ardı arkası kesilmeyen hücum, baskın ve tacizlerinin de etkisiyle; babasının bir haçlı saldırısı sonucu şehid edilmesinden sonra Kurtuba’dan ve Endülüs’ten hicret etmek zorunda kalır. Endülüs’te tahsil hayatına başlayan müfessirimiz, tahsilini İskenderiye’de tamamlar. Daha sonra Mısır’ın Said bölgesi şehirlerinden olan Minye’ye yerleşir. İlim öğrenerek, öğreterek, zühd ve takvaya riayet ederek, saraydan ve siyasi ortamdan uzak, erdemli bir hayattan sonra 9 Şevval 671/30 Ekim 1273 tarihinde hakkın rahmetine kavuşur. Minye’de, Kurtubî’nin mezarı ve kendi adını taşıyan bir mescidi bulunuyor.

Hadislere Göre Kanama ve Abdest & Kanamanın Abdesti Bozup Bozmaması Meselesi İndir

Hadislere Göre Kanama ve Abdest & Kanamanın Abdesti Bozup Bozmaması Meselesi
Bir Müslüman; bizzat kendisiyle, toplumla ve Allah ile olan ilişkilerine yön verirken hatta en genel mânâsıyla dünya ve âhiret görüşünü oluştururken “bir mezhebe mensup olma” keyfiyetine sıkı sıkıya bağlı kalmaktadır. Kendini “bir mezhebin belki milyonlarca mensubundan biri” şeklinde tanımlayan Müslümanlar için bu bakış açısı yeterli ve tatmin edici görülecektir, hatta belki görülmelidir. Ancak herhangi bir mezhebe mensup olan insanlardan en azından bazısının, amelî hayatının dayandığı ilkeleri merak etmesi de normaldir. Bunu; ilme duyulan ilgi, taklid-tahkik ilişkisi, sırf entelektüel sâiklere dayanan araştırma-soruşturma ve merak gibi fıtrî özelliklere bağlamak mümkündür. Ancak başta İlâhiyât Fakülteleri olmak üzere din eğitimini özel gaye haline getiren müesseselere mensup insanların, toplumun dinî hayatında oynadıkları role binâen, bu hususta özel bir çaba sarf etmeleri de kanaatimizce gerekli bir durumdur. Buna göre, böyle vasıflara sahip kişilerin, en azından kendilerinin ve içinde yaşadıkları toplumun mensubu olduğu mezhebin/mezheplerin temel özelliklerini, dayandıkları delilleri ve karşıt görüşlere yönelttikleri itirâzları bilmesi vizyonları ve misyonları açısından oldukça önemlidir.
İncelemeyi amaçladığımız “kanın/kanamanın abdeste etkisi” meselesinin de böyle bir amaca hizmet ettiği düşünülebilir.