Kategori arşivi: Alevilik-Bektaşilik

Mazda İnancı ve Alevilik İndir

Mazda İnancı ve Alevilik
“Mazda dini inancının görüşleri ve kültürel değerleri, Alevi ve Bektaşi halk kesiminde İslamiyetin maskesi altında yaşamını sürdürmektedir. Devletin hedefinin, kendi hizmetinde kullanmak amacıyla köklerini ve inanç temelindeki kutsal değerlerini boşaltarak, devşirmek amacıyla şekillendirmek istediği Aleviliği işlemeye çalışıp, amaç ve işlevlerinde araç durumuna indirgemeye çalışması olduğu açık bir şekilde görülmektedir.

Aleviliğin tanrı ve insana yaklaşımı temelindeki felsefesinin coğrafyasında geçmişte büyük bir etkinliğe sahip olan Mazda inancı ve temeldeki Zerdüşt öğretisinden kaynaklandığı ortaya çıkmaktadır. Bu inancın ve Zerdüşt öğretisinin felsefesinde tanrı olan Mazda Kürtçenin Zaza şivesine göre ‘Maz’ biz, ‘da’ ise verdi, yani ‘bizi veren’ anlamındadır. Yine Kürtçenin Kurmanci şivesinde, Ezda, ‘Ez’ ben, ‘da’ verdi anlamındadır ve “beni verdi’ demektir. Bu öz ve anlam itibarı ile Aleviliğin tanrıya ve insana bakış felsefesine uygun olduğu hatta aynilik içinde olduğu açıktır.”

E. Xemgin, yapıtta Aleviliğin kökeni ve Mazda inancıyla olan ilişkileri, özellikle Kürtlerin ve Türklerin yaşadığı coğrafyada oluşum, yaşam, akıl, insan, sosyal yaşamda kadın, harmoni, ölüm, cennet ve cehennem, kader anlayışı ve mücadele başlıkları altında bilimsel ve tarafsız bir şekilde mercek altına alınmaktadır.

Türkiye’den Avrupa’ya Alevi Hareketinin Siyasallaşması İndir

Türkiye’den Avrupa’ya Alevi Hareketinin Siyasallaşması
Türkiye nüfusunun yüzde 10 ilâ 30’unu heterodoks İslâm inancı teşkil ediyor. Aleviler bu heterodoks nüfusun önemli bir bölümünü oluşturuyor. Yalnızca dinsel inanç alanını değil, siyasal alandaki yönelim ve farklılaşmaları da belirleyen bir dinsel cemaat olarak Alevi nüfusun kendi dinamiklerini anlamak önem arzediyor. Alevilerin varlığı bir yandan laiklik ve Türk ulusal kimliği gibi meseleleri yeniden düşünmeyi gerektirirken, diğer yandan Alevilerin bu süreçte kendi siyasallaşma süreçlerini nasıl gördükleri ve nasıl anlamlandırdıkları da önem kazanıyor. Élise Massicard’ın 1980’lerden bugüne, hem Türkiye’de hem Almanya’daki Alevi hareketini inceleyen bu eseri, günümüz Türkiyesi’nde siyaset yapma tarzına ve kimlik sorununa yeni bir bakış getiriyor. Massicard bu araştırmasında yalnızca inanç ögelerine, sembolizme ya da motiflere bakmakla yetinmiyor. Aleviler arasındaki farklı politizasyon süreçlerini, etnik kimlik sorunlarını, siyasal tarihe yansıyan ya da yansımayan konumlanmaları ele alıyor. Dinî inanç, siyasal alan ve cemaat arasındaki ilişkileri oldukça çarpıcı bir analize tâbi tutan bu araştırma, Alevi hareketi ve siyasetle ilişkisini anlamak için önemli bir başvuru kaynağı.

Bulgaristan’da Alevi Bektaşi Kültürü İndir

Bulgaristan’da Alevi Bektaşi Kültürü
Bulgaristan’da Bektaşi tarikatı, 13. yüzyıldan sonra, muhtemelen Abdal Musa tarafından kuruldu. Bektaşiliğin Bulgar topraklarına 15. yüzyılda, abdalan-ı Rum (Anadolu) ya da sadece abdal olarak bilinen dervişlerin İslamiyet’i benimsetme faaliyetleri sayesinde yayıldığı düşünülüyor. 1512–1515’te Osmanlı-Safevi Savaşları sırasında gerçekleşen göçler sonucu Horasan bölgesindeki Türk kabileleri Bulgaristan’a gelmişlerdi. Anadolu’da isyan eden Aleviler ise, Osmanlı idarecileri tarafından Balkanlara sürgün ettirilmişti.Türkiye dışında Balkanlar’da sadece Bulgaristan’da yaşayan Alevilerin nüfusu 2001’de 53.021’e ulaşmıştı. Çelebi (Sofiyan) akımına mensup olan Bektaşiler; Babagân, yani Balım Sultan’ın müritleri olan Bektaşiler; Otman Baba’nın müritleri olan Babailer ve Demir Baba’nın müritleri olan Babailer, Kuzeydoğu Bulgaristan Alevilerini oluştururlar. Araştırmacı F. de Jong, Zağra bölgesinde de Bedreddin Simavi’nin müritleri olan Alevilerin yaşadığını söyler. Alevi-Bektaşi ilişkisi çok önemli ve oldukça hassas bir konudur: Bektaşiler kendi iradeleriyle Bektaşi olurken Alevilik doğuştan kazanılır. Bu kitapta Bulgaristan Alevileri ve Bektaşilerinin tarihi ve sosyal yaşamları, dini yapılarını süsleyen kabartmalar, resimler, gündelik yaşamda kullandıkları eşyalar, dokumalar, süslemeler, nakışlar sayıları 300’ü aşan çoğu renkli görsel malzemeyle okura sunuluyor. Profesör Lyubomir Mikov, Bulgaristan Bilimler Akademisi Folklor Enstitüsü üyesi.

Kızılbaş Türkler & Tarihi Oluşumu ve Gelişimi İndir

Kızılbaş Türkler & Tarihi Oluşumu ve Gelişimi
“Bütün menfi yakıştırmalara rağmen onlar Kızılbaş adıyla anılmaktan gururlanmışlar, ‘Kızılbaş’ sözünü bizzat kendilerini ifade etmek için iftiharla kullanmışlar, devletlerini (devlet-i Kızılbaş), hükümdarlarını (padişah-ı Kızılbaş) ve ülkelerini de (ülke-i Kızılbaş) bu tabir ile vasıfladırmıslardır. (…) Alevi Türkmenler, Kızılbaş adını, Osmanlı devşirme idarecilerinin ahlak dışı anlamlarla kullanıp halka da yayması sonucunda bırakmak zorunda kalmışlar ki bazı kesimler bir süre Bektaşi adıyla anılmış, II. Mahmut’un, 1826 tarihinde Yeniçeriliği lağvetmesi ile Bektaşi adı da yasaklanmıştır. Bundan sonra başlayan sürecin, tespit edebildiğimiz bir safhasından itibaren de, bunlara Alevî denilmiş, kendileri de bu ismi benimsemiş ve kullanmaya başlamışlardır. Halbuki Alevî adı, tarihte Hz. Ali soyundan gelenleri yani yalnızca Seyyidleri tanımlamak için kullanılmıştır. İran Şiî literatüründe de Alevî denilince Hz. Ali’nin soyundan gelenler anlaşılır. “Kızılbaş adının çıkış noktası, Türkmenlerin, çok eski bir Türk geleneğinin devam olarak ‘Kızıl Börk’ giymelerine dayanıyor. Kızıl başlık giymek, Türklerin çok eski bir geleneği idi. Yani Safevi devletinin kuruluş sürecinde, Şeyh Haydar devrinde başlamış değildir. Türkmenlerin milli-itikadi geleneklerince giydikleri Kızıl Börk’ten dolayı, siyasi olarak Safevi yanlısı, iktisadî olarak da Şiî anlamında Kızılbaş diye anılması, XVI. yüzyılın baslarından itibaren görülmüştür.”
Değerli araştırmacı Nihat Çetinkaya’nın Kızılbaş ya da Alevî Türkler konusunu, sadece dinsel ve mezhepsel boyutlarıyla değil de, Türk tarih ve etno-kültürel gelenekleri bağlamında da tarafsız bir şekilde tartışmayı amaçlayan Kızılbaş Türkler (Tarihi, Oluşumu ve Gelişimi) adlı çalışması, çalışmanın sonunda yer alan kaynaklar listesinden de anlaşılacağı üzere, konu ile ilgili sağlam ve orijinal kaynaklara dayanarak hazırlanmıştır. Son derece zor ve riskli bir konunun böyle kapsamlı ve başarılı bir şekilde ele alınması, değerlendirmelerde objektif bir tutum sergilenmesi, özellikle de konunun bir Türk bakış açısıyla ele alıp değerlendirilmesi, sayın Çetinkaya’nın çalışmasının önem ve değerini daha bir arttırmaktadır. Alevî Türklere, Avrupa Birliği tarafından “Müslüman Azınlık” sıfatının kazandırılmaya çalışıldığı günümüzde, böylesi bir çalışmanın hazırlanması, çok yerinde ve anlamlı olmuştur. Böylesine zor ve hacimli bir konuyu bu derecede başarılı bir şekilde ele alan değerli araştırmacı Nihat Çetinkaya’dan Kızılbaş Türkler’in inanış ve düşünüş dünyasını yansıtan başka bir çalışmayı hazırlamasını, çalışmalarını bu doğrultuda devam ettirmesini beklemek bizlerin hakkı olsa gerektir.
Prof. Dr. Mehmet AÇA

Arap Alevileri Tarihi İndir

Arap Alevileri Tarihi
1924 yılında yayımlanan bu kştap, üyesi olduğu cemaatin tarihini, uğredığı baskı ve zulümleri, yönetimin iplerini ele geçirdiği dönemlerdeki haklı ve haksız uygulamalarını, cemaat içi ve karşı cemaatlerle yapılan çatışmaları İslam tarihinin ana hatlarını izleyerek anlatmaya çalışan bir Arap Alevi yazarın kaleminden çıktı. Muhammed Galib et-Tavil kitabında bütün haklara ve inan gruplarına karşı saygılı bir yaklaşım sergileyen ve en önemlisi, farklı kimliklerin bir çatışma aracından çıkarılması ve bir arada barış içinde yaşamanın sağlanması için yapılması gerekenlerin bir incelemesi olarak sunar kitabını. Alevilerin tarihini ilk kez yazmaya girşirken, toplumsal inanç gruplarının farklılıklarını koruyarak çatışmalardan kaçınma staratejilerinin ne olabileceği üzerine ilk kafa yoranlardan biriydi desek yeridir.

Türklük ve Alevilik-Bektaşilik İndir

Türklük ve Alevilik-Bektaşilik
Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra eski inanç sistemlerinden tamamen kopmamışlar, Alevî-Bektaşî geleneğinde eski inanç ve uygulamalarına bir şekilde devam etmişlerdir. İslamiyet öncesi inanç sistemlerine kadar uzanan Alevî-Bektaşî kültürü, Hacı Bektaş-ı Veli ile şekillenmiş, sonrasında ise baskı ve tepkilerle yüzyüze gelinmiş, ekonomik ve sosyal yaptırımlarla karşılaşılmıştır. Yeni duyulmaya başlanan isteklerin kulak arkası edilmesinin, anlama ve empatideki isteksizlik ve eksikliğin, kabul edilmeme, haksızlığa uğrama gibi bilinçaltına tesir edecek düşünlere yol açacağı; bunun da hakkaniyet ve rasyonelliğe uymayacağı açıktır. Aynı hüküm, sanırız anlaşılmayı beklememe, farklılığı derinleştirme düşünceleri için de verebilir. Olgulara içinde bulunduğumuz an ve durumdan değil de daha geniş bir perspektiften bakabilmeye, daha fazla bilgi ve hoşgörüye, objektif bir bakış açısına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğunu kabul ederek; sandığımızdan daha fazla olan ortak noktalarda, güzelliklerde buluşmanın aynı yolda bir, iri ve diri olmanın vakti artık gelmedi mi?

Alevi Hukuku ve Düşkünlük İndir

Alevi Hukuku ve Düşkünlük
Alevilik Anadolu’nun öz ve özgün inancıdır. Alevi inancı merkezine insanı alan ve insanın yaşadığı dünyada iyi, mutlu, kendisi ile barışık, doğa ile dost, sevgi dolu, kardeşlik duygularıyla, dayanışma hisleriyle donanmış bir insan olarak varolması ve yaşayabilmesine yönelik yaklaşım geliştiren bir yapıya sahiptir. Alevilik bir doğal din, bir doğa dinidir. Doğa ile insanın çatışmasını değil uyumunu arzular. İnsan ile dünyanın giderek bütün evrenin birlikteliğini amaçlar. Hayatı insan için çekilmez bir ceza olarak değil insana sunulmuş bir armağan olarak algılar. Alevilik yaşanılan hayatta başta tanrı korkusu olmak üzere tüm korkuları aşmak demektir. Aleviliğin yüzü hayata dönüktür. Aleviliğin yüzünde her zaman bir gülümseme vardır.

Hz. Ali (Kerremalahü Vechehü) & Hayatı-Davası-Mücadelesi İndir

Hz. Ali (Kerremalahü Vechehü) & Hayatı-Davası-Mücadelesi
Hazret-i Ali, ilk üç halifeye başdanışmanlık yapmış bir dehadır.

Hazret-i Ali, siyasi, askeri ve manevi ilimlerde en yüksek mertebelere erişmiş bir gönüller sultanıdır.

Hazret-i Ali, misyon, vizyon, yaşayış, hedef, perspektif ve ufuk yönüyle İslamiyet’in sancağını dünyanın her karış toprağına taşımayı gaye edinmiş bir İslam kahramanıdır.

Hz. Ali (Kerremalahü Vechehü) & Hayatı-Davası-Mücadelesi İndir

Hz. Ali (Kerremalahü Vechehü) & Hayatı-Davası-Mücadelesi
Hazret-i Ali, ilk üç halifeye başdanışmanlık yapmış bir dehadır.

Hazret-i Ali, siyasi, askeri ve manevi ilimlerde en yüksek mertebelere erişmiş bir gönüller sultanıdır.

Hazret-i Ali, misyon, vizyon, yaşayış, hedef, perspektif ve ufuk yönüyle İslamiyet’in sancağını dünyanın her karış toprağına taşımayı gaye edinmiş bir İslam kahramanıdır.

Bütün Yönleriyle Bektaşilik İndir

Bütün Yönleriyle Bektaşilik
Bektaşilik yaygın, çok eskilere giden bir inanç kurumu olduğundan kısa bir açıklama ile anlaşılabilecek türden değildir. Kendi içinde derli toplu bir «bütün» olmasına karşılık ayrı ayrı kurumları, bölümleri vardır. Bektaşilik’in «gizli bir topluluk» olmadığının en açık kanıtı geniş bir halk katma yayılan şiiridir. Genellikle Ali insan, On İki İmam, yaşayış, sevgi, Tanrı, insanın yüceliği, mutluluk bg. konuları işleyen bu şiir yalnız Aleviler arasında değil, kimi sünnî kuruluşlarca da benimsenmiştir Bağımsız bir inanç kurumu olan Bektaşilik’in, kendi bütünlüğü içinde, birtakım örgütleri vardır. Bunlar Bektaşilik’in düzeni gereğidir. Bektaşilik, Anadolu’da Alevilik’in bir kolu olarak gelişirken, halk inançlarının kaynaklarına varan, onlardan beslenen bir yol üzerinde yürümüş, bütün yönleriyle «yerli» bir kurum olmuştur.