Kategori arşivi: Felsefe Tarihi

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950) İndir

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950)
Karanlık ile aydınlık arasındaki savaş, insan denilen varlık var olduğu sürece devam edecektir. Karanlığa rağmen varolma çabaları ise, aydınlığa duyulan inanç ve umutla başarıya ulaşır. Institut für Sozialforschung [Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü], bilinen adıyla Frankfurt Okulu, karanlık bir çağa girilmeden ortaya çıkmış ve karanlık çağın içerisinde varlığını, teorik çalışmalarıyla ayakta tutmayı başarabilmiştir. Enstitü, kendinden önceki sistemleri, filozofları, felsefi gelenekleri ve teorileri eleştirmek suretiyle ilerleyen, Hegelci ve Marksist kökenlerine bağlı kalarak diyalektik bir yöntem sunan Eleştirel Teori’yi geliştirmiştir. Döneminin sorunlarına duyarsız kalmamış, felsefeden sanata, edebiyata, sosyolojiye ve ekonomiye kadar faklı alanlarda disiplinler arası araştırmalar yapmıştır. Marksizmi psikanalizle bütünleştirmek suretiyle dönemin “otorite” anlayışını ve “otoriter” kişilik tiplerini analiz etmiş ve böylece o zamana göre radikal olarak nitelendirilebilecek bir çalışma ortaya koymuştur. Horkheimer, Adorno, Marcuse ve Enstitü’nün bir türlü üyesi olamayan ama çalışmalarıyla katkı sunan Benjamin gibi Enstitü’ye mal olmuş isimlerin yanı sıra, Lukács, Gramsci, Bloch, Sartre, Merleau-Ponty gibi öznelciler, kariyerlerinin ilk yıllarında Enstitü’nün çalışmalarında etkili olmuştur. Eleştirel bir yolla ilerleyen Enstitü, yirminci yüzyıl felsefelerini eleştirmiş, varoluş felsefesinden yaşam felsefesine, fenomenolojiye kadar birçok felsefi alana el atmıştır.

Bilimsel ve akademik araştırmaların merkezi olması gereken üniversitelerin, gittikçe bu hedeflerin dışına çıktığı bir çağda, Enstitü üzerine derin tarihsel ve teorik bir inceleme sunan bu çalışma, bilhassa sosyal bilimler alanındaki araştırmaların ideal yapısını gözler önüne seriyor. Ekonomik anlamda bağımsız bir yapıya sahip olan Enstitü, Marksizmin yeniden yorumlanması ve eleştirilmesiyle, disiplinler arası araştırmalarla, toplum ve kültür eleştirileriyle, aslında üniversitelerin nasıl olması gerektiğini gösteriyor bize.

Elinizdeki bu çalışma diyalektik imgelerle dolu bir serüveni bütünlüklü tarihsel ve felsefi bir tarzda açıklayarak, Enstitü’nün çalışmalarına gerçek değerini bir nebze de olsa verme çabasındadır. Avrupa’dan Atlantik’in öte tarafına kadar uzanan Eleştirel Teori, gücünü hâlâ eleştirel bir teoriye duyduğumuz ihtiyaçtan ve bize öğreteceği daha çok şeyin olduğunu gösteren tarihinden almaktadır.

Felsefe Tarihi 3 & XX.Yüzyıl Filozofları İndir

Felsefe Tarihi 3 & XX.Yüzyıl Filozofları
Bu felsefe tarihi çalışması, bazı bakımlardan benzer çalışmalardan farklılıklar içermektedir. İlkin felsefenin tarihi bakımından vazgeçilmez bir öneme sahip olmasının yanında, felsefe tarihinin salt bir tarih çalışması gibi okunmaması gerektiğini göstermektedir. Sonra da felsefenin kavram ve problemlerini XX.yüzyıl filozoflarının kullandıkları içerik, anlam ve konumlarıyla ortaya koymak bu çalışmanın ana amacıdır.
Bu üçüncü cilt, ülkemizin farklı üniversitelerinin felsefe bölümlerinde çalışan ve alanlarında uzman olan genç bir akademisyen topluluk tarafından yazılmıştır. On beş bölümden oluşan çalışma, yirminci yüzyıl ve yirmi birinci yüzyılın felsefe sorunlarını filozofların eşliğinde ele alarak okuyucuyla buluşturmayı amaçlamaktadır. Mantıkçı Pozitivizm, Viyana Çevresi, Yeni-Kantçılık, Fenomenoloji, Pragmatizm, Yaşam Felsefesi, Varoluşçuluk, Varlık Felsefesi, Hermeneutik, Eleştirel Teori, Yapısalcılık, Post-modernlik ve Post-yapısalcılık, Siyaset Felsefesi, Dil Felsefesi, Dialojizm ve Metinlerarasılık, Feminizm başlıkları altında XX. Yüzyıl filozoflarının görüşleri sunulmaktadır.
 

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950) İndir

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950)
Karanlık ile aydınlık arasındaki savaş, insan denilen varlık var olduğu sürece devam edecektir. Karanlığa rağmen varolma çabaları ise, aydınlığa duyulan inanç ve umutla başarıya ulaşır. Institut für Sozialforschung [Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü], bilinen adıyla Frankfurt Okulu, karanlık bir çağa girilmeden ortaya çıkmış ve karanlık çağın içerisinde varlığını, teorik çalışmalarıyla ayakta tutmayı başarabilmiştir. Enstitü, kendinden önceki sistemleri, filozofları, felsefi gelenekleri ve teorileri eleştirmek suretiyle ilerleyen, Hegelci ve Marksist kökenlerine bağlı kalarak diyalektik bir yöntem sunan Eleştirel Teori’yi geliştirmiştir. Döneminin sorunlarına duyarsız kalmamış, felsefeden sanata, edebiyata, sosyolojiye ve ekonomiye kadar faklı alanlarda disiplinler arası araştırmalar yapmıştır. Marksizmi psikanalizle bütünleştirmek suretiyle dönemin “otorite” anlayışını ve “otoriter” kişilik tiplerini analiz etmiş ve böylece o zamana göre radikal olarak nitelendirilebilecek bir çalışma ortaya koymuştur. Horkheimer, Adorno, Marcuse ve Enstitü’nün bir türlü üyesi olamayan ama çalışmalarıyla katkı sunan Benjamin gibi Enstitü’ye mal olmuş isimlerin yanı sıra, Lukács, Gramsci, Bloch, Sartre, Merleau-Ponty gibi öznelciler, kariyerlerinin ilk yıllarında Enstitü’nün çalışmalarında etkili olmuştur. Eleştirel bir yolla ilerleyen Enstitü, yirminci yüzyıl felsefelerini eleştirmiş, varoluş felsefesinden yaşam felsefesine, fenomenolojiye kadar birçok felsefi alana el atmıştır.

Bilimsel ve akademik araştırmaların merkezi olması gereken üniversitelerin, gittikçe bu hedeflerin dışına çıktığı bir çağda, Enstitü üzerine derin tarihsel ve teorik bir inceleme sunan bu çalışma, bilhassa sosyal bilimler alanındaki araştırmaların ideal yapısını gözler önüne seriyor. Ekonomik anlamda bağımsız bir yapıya sahip olan Enstitü, Marksizmin yeniden yorumlanması ve eleştirilmesiyle, disiplinler arası araştırmalarla, toplum ve kültür eleştirileriyle, aslında üniversitelerin nasıl olması gerektiğini gösteriyor bize.

Elinizdeki bu çalışma diyalektik imgelerle dolu bir serüveni bütünlüklü tarihsel ve felsefi bir tarzda açıklayarak, Enstitü’nün çalışmalarına gerçek değerini bir nebze de olsa verme çabasındadır. Avrupa’dan Atlantik’in öte tarafına kadar uzanan Eleştirel Teori, gücünü hâlâ eleştirel bir teoriye duyduğumuz ihtiyaçtan ve bize öğreteceği daha çok şeyin olduğunu gösteren tarihinden almaktadır.

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950) İndir

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950)
Karanlık ile aydınlık arasındaki savaş, insan denilen varlık var olduğu sürece devam edecektir. Karanlığa rağmen varolma çabaları ise, aydınlığa duyulan inanç ve umutla başarıya ulaşır. Institut für Sozialforschung [Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü], bilinen adıyla Frankfurt Okulu, karanlık bir çağa girilmeden ortaya çıkmış ve karanlık çağın içerisinde varlığını, teorik çalışmalarıyla ayakta tutmayı başarabilmiştir. Enstitü, kendinden önceki sistemleri, filozofları, felsefi gelenekleri ve teorileri eleştirmek suretiyle ilerleyen, Hegelci ve Marksist kökenlerine bağlı kalarak diyalektik bir yöntem sunan Eleştirel Teori’yi geliştirmiştir. Döneminin sorunlarına duyarsız kalmamış, felsefeden sanata, edebiyata, sosyolojiye ve ekonomiye kadar faklı alanlarda disiplinler arası araştırmalar yapmıştır. Marksizmi psikanalizle bütünleştirmek suretiyle dönemin “otorite” anlayışını ve “otoriter” kişilik tiplerini analiz etmiş ve böylece o zamana göre radikal olarak nitelendirilebilecek bir çalışma ortaya koymuştur. Horkheimer, Adorno, Marcuse ve Enstitü’nün bir türlü üyesi olamayan ama çalışmalarıyla katkı sunan Benjamin gibi Enstitü’ye mal olmuş isimlerin yanı sıra, Lukács, Gramsci, Bloch, Sartre, Merleau-Ponty gibi öznelciler, kariyerlerinin ilk yıllarında Enstitü’nün çalışmalarında etkili olmuştur. Eleştirel bir yolla ilerleyen Enstitü, yirminci yüzyıl felsefelerini eleştirmiş, varoluş felsefesinden yaşam felsefesine, fenomenolojiye kadar birçok felsefi alana el atmıştır.

Bilimsel ve akademik araştırmaların merkezi olması gereken üniversitelerin, gittikçe bu hedeflerin dışına çıktığı bir çağda, Enstitü üzerine derin tarihsel ve teorik bir inceleme sunan bu çalışma, bilhassa sosyal bilimler alanındaki araştırmaların ideal yapısını gözler önüne seriyor. Ekonomik anlamda bağımsız bir yapıya sahip olan Enstitü, Marksizmin yeniden yorumlanması ve eleştirilmesiyle, disiplinler arası araştırmalarla, toplum ve kültür eleştirileriyle, aslında üniversitelerin nasıl olması gerektiğini gösteriyor bize.

Elinizdeki bu çalışma diyalektik imgelerle dolu bir serüveni bütünlüklü tarihsel ve felsefi bir tarzda açıklayarak, Enstitü’nün çalışmalarına gerçek değerini bir nebze de olsa verme çabasındadır. Avrupa’dan Atlantik’in öte tarafına kadar uzanan Eleştirel Teori, gücünü hâlâ eleştirel bir teoriye duyduğumuz ihtiyaçtan ve bize öğreteceği daha çok şeyin olduğunu gösteren tarihinden almaktadır.

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950) İndir

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950)
Karanlık ile aydınlık arasındaki savaş, insan denilen varlık var olduğu sürece devam edecektir. Karanlığa rağmen varolma çabaları ise, aydınlığa duyulan inanç ve umutla başarıya ulaşır. Institut für Sozialforschung [Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü], bilinen adıyla Frankfurt Okulu, karanlık bir çağa girilmeden ortaya çıkmış ve karanlık çağın içerisinde varlığını, teorik çalışmalarıyla ayakta tutmayı başarabilmiştir. Enstitü, kendinden önceki sistemleri, filozofları, felsefi gelenekleri ve teorileri eleştirmek suretiyle ilerleyen, Hegelci ve Marksist kökenlerine bağlı kalarak diyalektik bir yöntem sunan Eleştirel Teori’yi geliştirmiştir. Döneminin sorunlarına duyarsız kalmamış, felsefeden sanata, edebiyata, sosyolojiye ve ekonomiye kadar faklı alanlarda disiplinler arası araştırmalar yapmıştır. Marksizmi psikanalizle bütünleştirmek suretiyle dönemin “otorite” anlayışını ve “otoriter” kişilik tiplerini analiz etmiş ve böylece o zamana göre radikal olarak nitelendirilebilecek bir çalışma ortaya koymuştur. Horkheimer, Adorno, Marcuse ve Enstitü’nün bir türlü üyesi olamayan ama çalışmalarıyla katkı sunan Benjamin gibi Enstitü’ye mal olmuş isimlerin yanı sıra, Lukács, Gramsci, Bloch, Sartre, Merleau-Ponty gibi öznelciler, kariyerlerinin ilk yıllarında Enstitü’nün çalışmalarında etkili olmuştur. Eleştirel bir yolla ilerleyen Enstitü, yirminci yüzyıl felsefelerini eleştirmiş, varoluş felsefesinden yaşam felsefesine, fenomenolojiye kadar birçok felsefi alana el atmıştır.

Bilimsel ve akademik araştırmaların merkezi olması gereken üniversitelerin, gittikçe bu hedeflerin dışına çıktığı bir çağda, Enstitü üzerine derin tarihsel ve teorik bir inceleme sunan bu çalışma, bilhassa sosyal bilimler alanındaki araştırmaların ideal yapısını gözler önüne seriyor. Ekonomik anlamda bağımsız bir yapıya sahip olan Enstitü, Marksizmin yeniden yorumlanması ve eleştirilmesiyle, disiplinler arası araştırmalarla, toplum ve kültür eleştirileriyle, aslında üniversitelerin nasıl olması gerektiğini gösteriyor bize.

Elinizdeki bu çalışma diyalektik imgelerle dolu bir serüveni bütünlüklü tarihsel ve felsefi bir tarzda açıklayarak, Enstitü’nün çalışmalarına gerçek değerini bir nebze de olsa verme çabasındadır. Avrupa’dan Atlantik’in öte tarafına kadar uzanan Eleştirel Teori, gücünü hâlâ eleştirel bir teoriye duyduğumuz ihtiyaçtan ve bize öğreteceği daha çok şeyin olduğunu gösteren tarihinden almaktadır.

Aristoteles Yazıları & Metafizik ya da İndir

Aristoteles Yazıları & Metafizik ya da
Eğer Batı Uygarlığı’ nın tüm yükünü omuzlarında taşıyan felsefi bir Atlas varsa bu Aristoteles’tir. Ayn Rand’ın bu sözleri kimilerine aşırı gelse de gerçeğin kendisine başvurulduğunda onun eksik bile kaldığı söylenebilir. O yalnızca Batı Uygarlığı’ nın Atlas’ı olarak kalmamış deyim yerindeyse her iki dünyanın yani hem Batı’nın ve hem de Doğu’nun tüm bilimsel ve felsefi birikimlerinin temelinde bulunan onu kuran ve taşıyan bir Atlas olmuştur. O nedenledir ki Araplar Aristoteles’i İlk Öğretmenleri olarak kabul etmişlerdir. Batı’ya gelince Aristoteles’i anlamadan ve bilmeden O’nu anlamak ve bilmek nasıl olanaksız ise İslam felsefesini de Aristoteles’e başvurmadan anlamak ve bilmek o ölçüde olanaksızdır. Yirminci yüzyılın son çeyreğinden bu yana süregelen ‘felsefenin geleceği’ ve Batı Uygarlığı’ na ilişkin yapılan tartışmaların Aristoteles’ten başlaması ve onunla devam etmesi ise onun düşüncelerinin günümüz için de büyük bir önem taşıdığını gösterir.
Bu kitap Aristoteles’in düşüncelerini skolastik ve dogmatik sınırlar dışında anlamaya yönelir. Özellikle kinesis energeia entelechela ve dunamis gibi terimlerin analizinden hareketle Aristoteles’in varlık var olan üzerine görüşlerini yeni bir kavrayış ışığında ele almaya çalışır.

Monadoloji (Ciltli) İndir

Monadoloji (Ciltli)
Leibniz’in herhalde en çok okunan eseri Monadoloji’dir. Bu kadar meşhur olmasına karşın monad fikri Leibniz’in felsefi kariyerinin sonlarına doğru vardığı bir fikirdir. Monadoloji Yunanca Monas yani Bir ile logos yani akılla söylemi birleştiren bir isimdir.
Monadolojinin Leibniz’in felsefesini en iyi tanımlayan metin olduğu söylenir. Ancak Leibniz’in hiçbir eseri görüşlerinin etraflı bir özetini sunmak için yeterli değildir; burada çevirisini sunduğumuz Monadoloji bu türden bir özete en yakın metin olarak kabul edilebilir ancak yine de Leibniz’in düşüncesinin genel bir panoramasını vermekten öteye geçemez. 90 paragraf halinde yazılmış olan monadoloji gerçekliğin en basit yapı taşlarının ne olduğu sorusuna, maddenin sonsuza kadar bölünebileceği görüşünden yola çıkarak tutarlı bir cevap verme arayışının sonucudur.
“Eserlerimden beni tanıyan kişi beni yeterince tanımıyor demektir” diyen Leibniz’i bugün hâlâ tam olarak tanıdığımızı iddia edemeyiz çünkü ardında on bin kadar mektup bırakmıştır ve bunların bir kısmı hâlâ kitap haline getirilmeyi beklemektedir. Biz de Leibniz’i daha iyi tanıma çabasıyla, eserini mektuplarıyla birlikte yayımlayarak modern felsefenin başyapıtı olan bu küçük ama derin metni daha anlaşılır kılmaya çalıştık.

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950) İndir

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950)
Karanlık ile aydınlık arasındaki savaş, insan denilen varlık var olduğu sürece devam edecektir. Karanlığa rağmen varolma çabaları ise, aydınlığa duyulan inanç ve umutla başarıya ulaşır. Institut für Sozialforschung [Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü], bilinen adıyla Frankfurt Okulu, karanlık bir çağa girilmeden ortaya çıkmış ve karanlık çağın içerisinde varlığını, teorik çalışmalarıyla ayakta tutmayı başarabilmiştir. Enstitü, kendinden önceki sistemleri, filozofları, felsefi gelenekleri ve teorileri eleştirmek suretiyle ilerleyen, Hegelci ve Marksist kökenlerine bağlı kalarak diyalektik bir yöntem sunan Eleştirel Teori’yi geliştirmiştir. Döneminin sorunlarına duyarsız kalmamış, felsefeden sanata, edebiyata, sosyolojiye ve ekonomiye kadar faklı alanlarda disiplinler arası araştırmalar yapmıştır. Marksizmi psikanalizle bütünleştirmek suretiyle dönemin “otorite” anlayışını ve “otoriter” kişilik tiplerini analiz etmiş ve böylece o zamana göre radikal olarak nitelendirilebilecek bir çalışma ortaya koymuştur. Horkheimer, Adorno, Marcuse ve Enstitü’nün bir türlü üyesi olamayan ama çalışmalarıyla katkı sunan Benjamin gibi Enstitü’ye mal olmuş isimlerin yanı sıra, Lukács, Gramsci, Bloch, Sartre, Merleau-Ponty gibi öznelciler, kariyerlerinin ilk yıllarında Enstitü’nün çalışmalarında etkili olmuştur. Eleştirel bir yolla ilerleyen Enstitü, yirminci yüzyıl felsefelerini eleştirmiş, varoluş felsefesinden yaşam felsefesine, fenomenolojiye kadar birçok felsefi alana el atmıştır.

Bilimsel ve akademik araştırmaların merkezi olması gereken üniversitelerin, gittikçe bu hedeflerin dışına çıktığı bir çağda, Enstitü üzerine derin tarihsel ve teorik bir inceleme sunan bu çalışma, bilhassa sosyal bilimler alanındaki araştırmaların ideal yapısını gözler önüne seriyor. Ekonomik anlamda bağımsız bir yapıya sahip olan Enstitü, Marksizmin yeniden yorumlanması ve eleştirilmesiyle, disiplinler arası araştırmalarla, toplum ve kültür eleştirileriyle, aslında üniversitelerin nasıl olması gerektiğini gösteriyor bize.

Elinizdeki bu çalışma diyalektik imgelerle dolu bir serüveni bütünlüklü tarihsel ve felsefi bir tarzda açıklayarak, Enstitü’nün çalışmalarına gerçek değerini bir nebze de olsa verme çabasındadır. Avrupa’dan Atlantik’in öte tarafına kadar uzanan Eleştirel Teori, gücünü hâlâ eleştirel bir teoriye duyduğumuz ihtiyaçtan ve bize öğreteceği daha çok şeyin olduğunu gösteren tarihinden almaktadır.

Batı Felsefesi Tarihi Cilt 1 İndir

Batı Felsefesi Tarihi Cilt 1
Avrupa siyasal düşüncesine bugüne kadarki en açık seçik giriş.
–The Times
 
Batı felsefesini bağlamı içinde öyle bir kapsayıcılık ve keskinlikte işliyor ki. Zamanımızın Sokrates’inden entelektüel enerjiyle kotarılmış bir başyapıt.
–A.L. Rowse
 
Zamanımızın en değerli kitaplarından birisi.
–G.M. Trevelyan
 
 
Pythagoras, Herakleitos, Parmenides, Empedokles, Anaksagoras Atomcular, Protagoras, Sokrates, Platon, Aristoteles, Stoacılık

Siyaset Felsefesi Tarihinde Devlet İndir

Siyaset Felsefesi Tarihinde Devlet
Siyaset felsefesi tarihi, insan, toplum ve devlet üçgeninde belirginlik kazanan birçok problemin yanı sıra, devlet probleminin de yoğunluklu bir şekilde tartışıldığı bir alandır. Bu anlamda siyaset felsefesi tarihi, ilkçağdan günümüze kadar bir çok devlet modelinin ve rejiminin ortaya çıkışının tarihidir. İlkçağ’da ideal devlet modelleriyle başlayan siyasal felsefe serüveni, Ortaçağ’da Tanrısal devlet modellerinin, 17. ve 18. yüzyıllarda sözleşmeci devlet teorilerinin, 19. yüzyıldan itibaren ise, Anarşizm, Marksizm, Liberalizm ve Faşizm gibi siyasal ideolojilerin doğuşuna şahitlik etmiştir. İşte elinizdeki kitap, İlkçağdan Aydınlanma’ya devlete ilişkin teorilere ve modern siyasal ideolojiler olarak Anarşizm, Marksizm, Liberalizm ve Faşizm’in devlet anlayışlarına yönelik bir değerlendirmeyi kapsamaktadır.