Kategori arşivi: Mektup

Mektuplar 1 İndir

Mektuplar 1
“Yavrum, mâzîmizin, târihimizin bereketi ve şerefi olan fikir mahsûllerimizi, îtinâ ile yuvarlandıkları uçurumlardan çekip kurtarmaya uğraşırken, gerek ben, gerek âilem, sanat
mahsûllerimizin de öksüz ve alâkasız bırakılmasına dayanamıyoruz. Meselâ Nâdîde ve Nezîhe ablaların,
oya, kaşık ve kese toplarlar. Her ikisinin de şimdiden birer koleksiyonları var. Fakat Orta Anadolu, Akdeniz, Rumeli işleri İstanbul’da hayli mebzul olmakla berâber şark işleri pek yok. Şimd işartlarına dikkat etmeni isteyerek, sana şunları soracağım: Dolaştığınız yerlerde, sanat kıymeti olan, antikalaşmış el işi çorap, oya, oyalı veya desenli kese heybe var mı? Varsa bunları tedârik etmek bir yorgunluk ve külfet teşkil eder mi? Yâni sen herhangi bir zahmet ve üzüntüye gireceksen kat’iyen istemem. Annem yazdı diye asla telâşlanma ve müşkül vaziyete düşme. Ben bu işi bir millî vazîfe kabul ediyorum. Olursa da hoş, olmazsa da. Her şeyden evvel senin üzülmemen lâzım.”
Sâmiha Ayverdi kendisine gelen mektupları ‘Mektuba cevap vermemek, selâm verenin selâmını almamaktır’ sözü gereğince cevaplandırmış, zamânının önemli bir kısmını bu işe ayırmıştır. Mektuplar, Sâmiha Ayverdi ile Belkıs Dengiz’in uzun yıllar devam etmiş olan mektuplaşmalarından meydana geliyor.

Oktay Akbal’a Mektuplar (1943-2014) İndir

Oktay Akbal’a Mektuplar (1943-2014)
Bu kitap, ‘Şiir yazar gibi yapayalnızım…’ ya da ‘bizi yaşatan dostlardan gelen bir iki samimi satırdır’, diye gözleri postada olan, Türk edebiyatının anıtsal yazarlarından öykücü, romancı, gazeteci Oktay Akbal’a arkadaşı, dostu, tanıdığı 40 yazarın gönderdiği, edebiyat eleştirmeni, yazar Hikmet Altınkaynak’ın titiz bir çalışmayla hazırladığı seçme 138 mektubu içeriyor. Mektuplar, 70 yıllık bir dönemi edebiyatıyla, siyasetiyle, toplumsal ve kültürel yapısıyla yansıtıyor.

Milena’ya Mektuplar İndir

Milena’ya Mektuplar
Toplumsal trajedileri sembolik bir dille anlatmasıyla tanınan, dünya edebiyatının öncü isimlerinden biri olan Franz Kafka ve gazeteci-yazar Milena Jesenska’nın yolları, Prag’da bir kafede kesişir. O tarihlerde nişanlı olan Kafka’nın, anadili Almancayla yazdığı kitaplarını Çekçeye çeviren ve Ernst Pollak ile evli olan Milena Jesenska ile bu tanışmadan sonra başlayan mektuplaşmaları, zamanla karanlık ve ümitsiz bir aşka dönüşür.

Hayatı boyunca sadece iki veya üç kez Milena’yı görebilen Kafka’yı anlayabilmenin en iyi yollarından biri, belki de onun bu aşkını anlayabilmekten geçer.

“Ya hep, ya hiç” sözü, büyük bir söz! Ya benimsin, ya değilsin. Benimsen, sorun yok, her şey iyi demektir, ama değilsen, yitirirsem seni… Kötü olmaz… O zaman hiçbir şey olmaz, o zaman hiçbir şey yok demektir… Ne kıskançlık kalır, ne üzüntü, ne sıkışma, hiç, hiçbir şey. Biliyorum, birine böylesine güvenmek, bayağının aşağısı bir şey, onun için durmadan korku çörekleniyor ya içime? Ama bu korku seni yitiririm korkusu değil! Birine güvenmeye nasıl yeltenir insan, işte bu korkutuyor beni.

Bir Genç Kadına Mektuplar İndir

Bir Genç Kadına Mektuplar
Elinizdeki kitap, 1969 yılında intihar eden bir kadına gönderilen mektuplardan oluşuyor. 1919’dan 1924 yılına dek süren bu mektuplaşma, döneminin en büyük şairi olarak nitelendirilen Rilke’yle, yaşama tutunmak için Rilke’yi seçen bir kadının, Lisa Heise’nin ismini bir araya getiriyor.
Şair ve kadın!
Mutlaka okuyun!
“Rilke’nin şahsında, bütün o harikulade korkulardan ve ruhun bütün sırlarından en fazla etkilenmiş insanı, bu dünyanın en ince, en ruh dolu insanını sevdim.”
Paul Valéry
“Rilke’nin elinden, baştan sona mükemmel olmayan hiçbir şey çıkmamıştır.”
Stefan Zweig

Ölümden Kalıma & Diyarbakır Cezaevi’nden Mektuplar İndir

Ölümden Kalıma & Diyarbakır Cezaevi’nden Mektuplar
Zor zamanlardan geçmiştik hep beraber. Anneler, babalar, kardeşler, eşler ve çocuklar dışarıda, bizler içeride, zor zamanlardan geçmiştik. ‘Ölümden kalıma’ bir hayattı söz konusu olan. Üç yıl boyunca, askeri hastanenin morguna, cezaevinden ölü inşan bedenleri taşınıp durmuştu.Gerçekler ve rivayetler birbirine karışıyordu çoğu kez. Bu dönemlerde görüşe çıkmadığımız zamanlarda, dışarıdakilerin aklına ölümden başka bir şey gelmiyordu.

Ölüm cok kolay gerçekleşiyordu çünkü ve bizden biri hakkında haber alınamayınca, bu kişinin ölmüş olabileceğine dair bir rivayet, bir söylenti cezaevinin kapısında bekleşen kalabalıkların arasında hızla yayılabiliyordu.

Direniş zamanlarında, dışarıdakiler cezaevinin kapısında merak ve endişe içinde bir haber alabilmek için saatlerce, günlerce bekliyorlardı.

Askeri hastanenin morgu ve cezaevi arasında yaşanan korkunç bir bekleyişti bu.

“Sabah sizlerle uyanmayı ve sizlerle beraber kahvaltı sofrasına oturmayı özlemişim. Bir geceyi sabaha kadar okuyarak geçirmeyi ve sabah saatlerinde namaza kalkan annemi böylece hayrete düşürmeyi özlemişim. Güne yeni başladığınız sabahın ilk saatlerinde gidip akşama kadar uyumayı özlemişim. Sarhoş olmayı, sonra da bu sarhoşluk içinde seni kahkahalardan kırıp geçirmeyi özlemişim. Zil zurna sarhoş birini saatlerce dinlemeye kendimi mahkûm etmeyi özlemişim…

Hasretini çektiğim ve özlediğim daha çok şey var tabii. Bir deniz kıyısında sabahları kuş sesleriyle uyanmayı özledim. Diyarbakır’ın sokaklarında turladıktan sonra tatlı bir yorgunluk içinde oturacağım bir kadayıfçıda peynirli kadayıf yemeyi özledim. Dilan Sineması’nın yazlığında film seyretmeyi, Sino’da rakı içmeyi, Dörtyol’da Doşo’dan gazete almayı, alırken onunla hayran olduğu Bülent Ecevit’i konuşmayı özledim… yeni yılda depreşen bu heyecanlarla doluyum şimdi. Bedenim burada, kalbim dışarıda… Burada kendimi misafir gibi görüyorum artık. Bundan sonrası ya başka bir cezaevi olacak ya da özgür kalacağım.”

Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektuplar (Ciltli) İndir

Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektuplar (Ciltli)
Yaşadığımız aynı kentten ekmeğim uğruna ayrılanda, Orhan Kemal’le ölene dek mektuplaştık, nasip olanda buluştuk Ankara’da, İstanbul’da, son olarak Moskova’da.

Onun mektupları, hep yazmak istediği, düşlediği “Romancının Romanı”nın bir kesiti gibidir. Gemicilerin seyir defteri gibi, “yazarın seyir defteri” ya da onun “rota”sı. Kıvançları, tasaları, sabun köpüğü öfkeleri, aşkı, aşkları, ekonomik durumu, politik görüşleri, çilesi, çileleri, sanat dallarına ilişkin deyişleri, yorumları, düşünceleri, duyguları ve özlemleri.

Uzun serüvenleri olmuştur bu mektupların. 12 Mart karanlığında, evimden alıp sakladığım tek okuntular bu mektuplardı.

9 Temmuz 1974’te, Marmara Ereğlisi’nde damı ottan olan konuk evinde çıkan bir yangında önce bu mektupları kurtarmış, sonra mutfakta her an patlamaya hazır koca gaz tüpünü sökmeyi akıl edebilmiştim!
Bu mektuplar, yirmi yıla yakın sarsılmaz bir arkadaşlığın, dostluğun belgeleridir.
Fikret Otyam (kitaptan)

23 Mart 1966
…YÖN’deki yazını pek sevdim. Daha doğrusu sana yazdığım mektuplardan özetlediğin kendi yazılarımı. Neden yayınladı diye de kızmadım. Tuhaf, unutmuşum onları. Hani günün birinde kitap halinde çıkmasını merakla bekleyeceğim. Yer yer, kendi halim içime dokundu…

Orhan Kemal
Sultanahmet Ceza ve Tevkifevi Reviri

Anacığım, Merhaba! & Ece Ayhan’dan Ülkü Başsoy’a Mektuplar, Kartlar İndir

Anacığım, Merhaba! & Ece Ayhan’dan Ülkü Başsoy’a Mektuplar, Kartlar
Ece Ayhan’ın yaşamının çeşitli dönemlerinde Mülkiye’den arkadaşı Ülkü Başsoy’a gönderdiği mektuplar, kartlar, Ülkü Başsoy’un 50’li yılların Ankarası’nın kültürel, siyasal ortamını, edebiyat, müzik, resim gibi çeşitli sanat dallarında dönemin önemli kişilerini Ece Ayhan’la olan kişisel anıları bağlamında ele aldığı kapsamlı bir yazısıyla birlikte günışığına çıkıyor.

Ece Ayhan’ın askerden, kaymakamlık yaptığı Çardak’tan, hapisten, İstanbul’da bir süre çalıştığı De Yayınevi’nden, beyin ameliyatı için 1974’te gittiği Zürich’ten ve o yıllarda gezdiği çeşitli Avrupa kentlerinden gönderdiği mektuplar, kartlar şairin yaşantısının bilinmeyen yönlerine ışık tutuyor. Bir kısmı daktiloda, bir kısmı elyazısıyla yazılmış mektupların ve kartların görselleri, şairin kimi fotoğrafları ile elyazısı birkaç şiiri kitabı arşivlik bir öneme taşıyor.

SBF’de okurken intihar girişiminde bulunan, kaymakamlık yaparken başından “adam yaralama, mahkeme, durumu kurtarmak için psikiyatri kliniği, dövüşler vs. tam bir gizli serserilik hikâyeleri” geçen, “çarpık bir ağız ve yarı dikili bir gözkapağıyla” Avrupa’da kent kent dolaşan, birbirinden ilginç Ece Ayhan portreleri… Bir portreler galerisi…

Anacığım, Merhaba! & Ece Ayhan’dan Ülkü Başsoy’a Mektuplar, Kartlar İndir

Anacığım, Merhaba! & Ece Ayhan’dan Ülkü Başsoy’a Mektuplar, Kartlar
Ece Ayhan’ın yaşamının çeşitli dönemlerinde Mülkiye’den arkadaşı Ülkü Başsoy’a gönderdiği mektuplar, kartlar, Ülkü Başsoy’un 50’li yılların Ankarası’nın kültürel, siyasal ortamını, edebiyat, müzik, resim gibi çeşitli sanat dallarında dönemin önemli kişilerini Ece Ayhan’la olan kişisel anıları bağlamında ele aldığı kapsamlı bir yazısıyla birlikte günışığına çıkıyor.

Ece Ayhan’ın askerden, kaymakamlık yaptığı Çardak’tan, hapisten, İstanbul’da bir süre çalıştığı De Yayınevi’nden, beyin ameliyatı için 1974’te gittiği Zürich’ten ve o yıllarda gezdiği çeşitli Avrupa kentlerinden gönderdiği mektuplar, kartlar şairin yaşantısının bilinmeyen yönlerine ışık tutuyor. Bir kısmı daktiloda, bir kısmı elyazısıyla yazılmış mektupların ve kartların görselleri, şairin kimi fotoğrafları ile elyazısı birkaç şiiri kitabı arşivlik bir öneme taşıyor.

SBF’de okurken intihar girişiminde bulunan, kaymakamlık yaparken başından “adam yaralama, mahkeme, durumu kurtarmak için psikiyatri kliniği, dövüşler vs. tam bir gizli serserilik hikâyeleri” geçen, “çarpık bir ağız ve yarı dikili bir gözkapağıyla” Avrupa’da kent kent dolaşan, birbirinden ilginç Ece Ayhan portreleri… Bir portreler galerisi…

Anacığım, Merhaba! & Ece Ayhan’dan Ülkü Başsoy’a Mektuplar, Kartlar İndir

Anacığım, Merhaba! & Ece Ayhan’dan Ülkü Başsoy’a Mektuplar, Kartlar
Ece Ayhan’ın yaşamının çeşitli dönemlerinde Mülkiye’den arkadaşı Ülkü Başsoy’a gönderdiği mektuplar, kartlar, Ülkü Başsoy’un 50’li yılların Ankarası’nın kültürel, siyasal ortamını, edebiyat, müzik, resim gibi çeşitli sanat dallarında dönemin önemli kişilerini Ece Ayhan’la olan kişisel anıları bağlamında ele aldığı kapsamlı bir yazısıyla birlikte günışığına çıkıyor.

Ece Ayhan’ın askerden, kaymakamlık yaptığı Çardak’tan, hapisten, İstanbul’da bir süre çalıştığı De Yayınevi’nden, beyin ameliyatı için 1974’te gittiği Zürich’ten ve o yıllarda gezdiği çeşitli Avrupa kentlerinden gönderdiği mektuplar, kartlar şairin yaşantısının bilinmeyen yönlerine ışık tutuyor. Bir kısmı daktiloda, bir kısmı elyazısıyla yazılmış mektupların ve kartların görselleri, şairin kimi fotoğrafları ile elyazısı birkaç şiiri kitabı arşivlik bir öneme taşıyor.

SBF’de okurken intihar girişiminde bulunan, kaymakamlık yaparken başından “adam yaralama, mahkeme, durumu kurtarmak için psikiyatri kliniği, dövüşler vs. tam bir gizli serserilik hikâyeleri” geçen, “çarpık bir ağız ve yarı dikili bir gözkapağıyla” Avrupa’da kent kent dolaşan, birbirinden ilginç Ece Ayhan portreleri… Bir portreler galerisi…

Sır Mektupları İndir

Sır Mektupları
‘’Bir mektubunda yaşamı boyunca karşısına çıkan en güzel deneyimin bir gün sabahın ilk saatlerinde güneş yükseliyorken parıldayan silahlarıyla uygun adım yürüyen ve ayaklarını uyumlu şekilde yere vuran bir tabur asker olduğunu söylemiş.

Bu kadar güzel bir sahneyi daha önce hiç görmemiştim, askerlerin ve botlarının geçiş sırasında yaptığı müzikten daha güzel bir müzikte duymadım’’ diyen Nietzsche’nin yerini ‘’Sır Mektupları’’ndaki sade ama derin anlatımı ile kelimelerin kalbine üflediği masumiyet ve içtenliği Recep Garip alıyor. Çok yakında her birinizin kapısına, penceresine hatta başucuna ‘sır mektupları’ taşıyacak olan güvercinlerin nefes alış verişlerini hissettiren yazar; kelimelerden kurduğu dev bir orkestrayla şarkısını dinletiyor ve baharı müjdeliyor okuyucusuna…

Sır mektupları; kendi içinde yolculuk yaparak, içine girip çözülmesi gereken bir gizemdir. Bu yolculuk esnasında yazar bizlere hem ayna hem de aynaya bakan yüz olduğumuzu derin bir sessizlik içindeki kalp atışlarımızda hissettiriyor…

Sır mektupları; zihninizdeki düşünce nehrinin yamacına oturtup bulanık renklerden arındıracak duru bir mavilikte yazarın içsel bir çiçek açışıdır…

Ve sen onu ortaya çıkmaya kışkırtacak kadar ısrarcıysan koklanmak için ortaya çıkar.