Kategori arşivi: Günlük

Ölünceye Kadar / Günce 2 : Ocak 2001 Aralık 2002 İndir

Ölünceye Kadar / Günce 2 : Ocak 2001 Aralık 2002
İlkelliğin, çalışkanlığın, tutarlılığın, ahlaklı olmak için ahlaklı olmanın ne demek olduğunu onun yıllar boyunca sergilediği tutarlı kişiliğinden öğrendim.
-Yurdanur Salman-

Dürüstlüğün sahiciliğe, sahiciliğin dürüstlüğe olan borcunu hatırlattığı için saygındı Memet Fuat.
-İsmet Özel-

Olması gereken en az kusurlu insanın canlı örneğiydi.
-Bertan Onaran-

Türkiye’de edebiyat dünyasıyla yakınlığı olup da Memet Fuat’ı sevmemiş ve özellikle ona saygı duymamış çok fazla kişi olacağını düşünemiyorum.
-Murat Belge-

Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa İndir

Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa
Edebiyatın hemen her dalında eser veren Tanpınar, eserleriyle olduğu kadar şahsiyeti, hayat tarzı ve sahip olduğu kültürün derinliği ile yakın dönem edebiyatımızın en önemli şahsiyetlerinden biridir. Prof. Dr. İnci Enginün ve Prof. Dr. Zeynep Kerman’ın hazırladığı elinizdeki kitapta, Tanpınar’ın bilinmezleri, acı ve sevinçleri ile iç dünyası ve özel hayatı, edebiyat çevreleriyle ilişkilerini kendi kaleminden bulacaksınız.

“Bu defteri seviyorum. Benden sonra okuyacağını düşünüyorum. Hoşuma gidiyor. Geçen zamanım görülecek sanıyorum…”

“Hiçbir şeyi bitiremiyorum… Gece yarısı öksürükle uyandım ve ilk defa gelecek seneye çıkamam korkusu aklıma geldi. Ciddiyetle geldi. Hiçbir şeyi bitirmeden ölmek istemiyorum. O kadar eser ve kullanmadığım o kadar kelime varken…”

“Abdullah Efendi’nin Rüyaları, bilhassa birinci hikaye böyle tenkitsiz mi geçecekti? Huzur ki okuyucuların hepsi sevdiler, üç makale ile, Yaz Yağmuru hiçbir akissiz mi geçecekti.” “Bunların Türkiye’ye getirdiği hiçbir şey yok muydu? Türkiye ve Türkçeye. Ya şiirlerim? Hala hiç kimse “Deniz” manzumesinden bahsetmedi. “Deniz” manzumesi Türkçenin beş on manzumesinden biridir. Buna eminim. Buna makalelerimi de ilave edin… Fakat niçin bu kadar haksızlık? Bu işte eksiğim nedir!” “Belki de kendi kendimi mahveden benim. Hakkımdaki suikastinin bir sebebi de belki de benim…”

“Daima derinleştim. Sıfırdan başlamış gibiydim. Bu sıfır Yahya Kemal ve Haşim hariç Türk şiirinin değer seviyesiydi. Eğer burada genişlemeğe razı olsaydım benim de hiç olmazsa Faruk (Nafiz Çamlıbel) kadar bir şöhretim olurdu. Biraz kaysaydım Orhan (Veli Kanık) ve cahit’ten (Sıtkı Tarancı) fazla sevilen adam olurdum. Yapamadım. Hakikaten sıfırdan başladım.” “Kırk yaşında tek oda müstakil evim oldu. Herşey, hayatımda herşey geç oldu. İlk nesir kitabım kırk yaşında çıktı. Hala ikinci romanım Remzi’de bekliyor…”

Bir Filozofun Gezi Günlüğü İndir

Bir Filozofun Gezi Günlüğü
Estonyalı filozof Hermann Keyserling, büyükbabasının ayak izlerini takip ederek gittiği Almanya’da jeoloji eğitimi gördükten sonra felsefeye yönelir. Yüzyıl başını Viyana, Paris, Berlin ve diğer Avrupa şehirleri arasında mekik dokuyarak geçiren Keyserling, bu süreçte Flaubert, Simmel, Bergson, Russel ve Schiller gibi önde gelen Avrupalı düşünürlerle iletişim halindedir; bu arada gazetelerde makaleleri yayımlanır.

İstanbul Günlükleri ve Anadolu’da Yolculuk (2 Cilt Takım) & 12 Aralık 1802-22 Kasım 1803 İndir

İstanbul Günlükleri ve Anadolu’da Yolculuk (2 Cilt Takım) & 12 Aralık 1802-22 Kasım 1803
Alman seyyah Ulrich Jasper Seetzen 1802’de geldiği İstanbul’da altı ay kaldıktan sonra Anadolu yolculuğunun ilk durağı olan Bursa’ya gider. Manisa üzerinden İzmir’e ulaştıktan bir süre sonra da kervanla Halep’e doğru yola koyulur. Uşak, Afyon, Konya ve Antakya’yı görüp, dikkatini çeken her şeyi günlüğüne kaydeder. Bir yılı aşkın süre Halep’te kalarak Arapçayı iyi konuşacak kadar öğrenir, Müslümanlığı kabul ettikten sonra da Cidde ve Mekke’ye gidip hacı olur. Artık Hacı Musa Efendi adıyla bilinmektedir. 1811’in Eylül ayında Maskat’a gitmek üzere El-Muka’dan ayrılırsa da iki gün sonra ölü bulunur. Sana imamının emriyle yol arkadaşlarınca zehirlenmiş olduğu düşünülmektedir. Seetzen’in Türkçeye iki cilt halinde kazandırdığımız 800 sayfaya yakın hacimdeki eseri her şeyden önce III. Selim dönemi İstanbul’una ayırdığı neredeyse 400 sayfayla bir Batılının gözünden kentin günlük yaşamına dair o tarihe kadar yazılmış en ayrıntılı anlatıdır.  Kahvehaneler, mesire yerlerinde yemek yiyip, şarkılar söyleyerek ve halk oyunları oynayarak Paskalya yortularını kutlayan Rumlar ve Ermeniler, Kürtlerin türküler söyleyerek yaptıkları halk oyunları, kısbetlerini giymiş pehlivanların yağlıgüreş müsabakaları, çocukların sokak oyunları Seetzen’in dikkatle izleyip kaydettiği ayrıntılardır. Yazar pamuklu dokumaların üretildiği, boyandığı, üzerlerine desenlerim basıldığı işyerlerini, ipekli dokuma evlerini, ipek bükümhanelerini, top dökümhanesini, gemi çapası atölyesini, kiremit ve tuğla ocaklarını da gezer. Zeytinyağı üretiminde ve imparatorluğun kahve kavurma işliğinde (tahmis), cam atölyelerinde çalışan işçilerin çektikleri güçlükleri ayrıntılarıyla anlatır, bağa ve sedef kakmalı eşyalar üreten zanaatkârların, saraçların, nargile çubukları yapan ve lüleleri altın yaldızla kaplayan ustaların hünerlerini hayranlıkla seyreder. Seetzen’in yeni açılan Mühendishane Mektebi ile Üsküdar’daki Türkçe eserler basan matbaa hakkında verdiği ayrıntılar ise bilim ve matbaacılık tarihimize katkı yapacak niteliktedir. Yazar bentleri, kente su ileten kemerleri, sarnıçları inceler, Galata Kulesi’ne de çıkarak camilerin muazzam kubbeleri ile bezenmiş büyüleyici manzarayı seyreder. Seetzen’in Anadolu yolculuğu ise bizlere o dönemin Bursa, Manisa, İzmir, Uşak, Afyon, Konya ve Antakya gibi şehirlerinin camileri, pazar yerleri, medrese, tekke ve kütüphaneleri, evleri, bahçeleri, hanları ve hamamları hakkında değerli bilgiler sağlar. Yol güzergâhındaki yaşadığı eşkıya korkusunu, yerel ayanların gücünü, kıyı kesimlerinden Anadolu içlerine ilerledikçe yabancıları görmeye alışık olmayan ahalinin kuşkulu yaklaşımlarını ilginç gözlemleriyle aktarır. Anadolu coğrafyasının yer yer büyüleyici atmosferini de çok güzel tasvir eder.

Defterler 2 / Ocak 1942 – Mart 1951 İndir

Defterler 2 / Ocak 1942 – Mart 1951
Camus’nün Defterler’inin birinci cildi, bir alıntı ve temalar birikimi, taslak ve imge deposu, bir edebiyat laboratuarı görünümündeydi. İkinci ciltte ise tarih egemen: Satır aralarında, II. Dünya Savaşı’ndaki ırksal temizlik, soğuk savaş, siyasal davalar, karmakarışık bir dünyanın bütün sarsıntıları yer alıyor. İnsan saçma bir evrende nasıl bir tutum benimsemeli? Başkaldırı mı, devrim mi? Yazınsal angajman mı, tanıklık mı, oyalanma mı?

Bu kitapta, yalnızca bir düşünürle karşılaşacağımızı sanıyorduk; oysa tüm kırılganlığıyla bir insanı keşfediyoruz.

Ölünceye Kadar / Günce 1: 3 Haziran 1999-Aralık 2000 İndir

Ölünceye Kadar / Günce 1: 3 Haziran 1999-Aralık 2000
Memet Fuat üç yıl içinde ikinci kez “acil”e kaldırıldığında hastanede 8 gün yattı. Taburcu edildiği gün başladığı “Günce”sini 19 Aralık 2002’de ölümünden iki gün öncesine kadar her gün tuttu. Adını da kendisi koydu: Ölünceye Kadar.

Ölünceye Kadar’da Memet Fuat’ın 50 yıllık birikimi bütün yönleriyle karşımıza çıkıyor. Yayınevleriyel ilişkileri, yazarlar, editörler, aile çevresi, futbol, voleybol, politika, yaşam, edebiyat, sağlığı, her gün son günüymüşçesine hummalı çalışması, üzüntüleri, düş kırıklıkları, yüzlerce tanıdık adın arasından süzülüp gelen sevinçler, hüzünler, değerlendirmeler… Yaklaşık üçk buçuk yıl küçük kurşunkalemlerle küçük defterlerine geçirdiği bir bütün yaşam.

Bugün bir şiirimiz varsa bunu nerede ise Ataç’la Memet Fuat’a borçluyuz.
-İlhan Berk-

Mükemmeli arayan bir soylu yazar o.
-Demir Özlü-

Bir Taşralı Gencin Günlüğü İndir

Bir Taşralı Gencin Günlüğü
Bir Taşralı Gencin Günlüğü’nde ne beklenir ki diye düşünülebilir. Ünlü bir kişi değil, savaş hatlarında geçen tarihi önem taşıyan günlükler değil. Öyleyse çok sıradan bir gencin tuttuğu günlükler. Önemli de olabilir önemsiz de. Bu okuyucuların bakışına ve beklentilerine bağlı. Oysa sıradan bir gençin söyledikleri, sıradan olduğumuzun ayırdında olmayan bizler için hiç mi önemi yok. Sıradan insan değilseniz doğrudur. Sıradan bir insansanız etkileyicidir. Sıradanlık özgürlüğün de bir şeklidir. Hiçbir kötülük taşımayan saf bir yapıdır bu. Öyleyse hayatın içinden kopup gelen bir gencin günlüğünden hepimize büyük payların düştüğü bir gerçek. Bu hayatın anlamlı mı yoksa anlamsız mı olduğu üzerinde düşünmeye başlayacak kadar da önemli.

Öykü, oyun yazırlığıyla da tanınan Aydın Doğan’ın diğer kitaplarını beğenenler “Bir Taşralı Gencin Günlüğü”nü de beğeneceklerini umuyoruz.

Kadın Yok Savaşın Yüzünde İndir

Kadın Yok Savaşın Yüzünde
2015 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Svetlana Aleksiyeviç’in ilk eseri ve kurduğu türün ilk örneği sayılan Kadın Yok Savaşın Yüzünde, II. Dünya Savaşı’nın kadınlar ‘‘cephesinde’’ nasıl yaşandığını belgeleyen çok güçlü bir sözlü tarih çalışması…

İsveç Akademisi, Svetlana Aleksiyeviç’e Nobel Ödülü verdiğinde yazarın “yeni bir edebi tür” yarattığını belirtmiş, eserlerini de “duyguların ve ruhun bir tarihi” sözcükleriyle betimlemişti. Aleksiyeviç uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla, kendilerine nadiren konuşma fırsatı verilen, yaşantıları da çoğu zaman ülkenin resmi tarihine karışarak yitip giden sokaktaki insanların hikâyelerini kayıt altına alıyor.
Kadın Yok Savaşın Yüzünde’de Aleksiyeviç, tarihin gelmiş geçmiş en kanlı savaşını vererek faşizmin yenilgiye uğratılmasında büyük pay sahibi olan ve bu uğurda en az yirmi milyon insanını kaybeden SSCB’de kadınların –kadın piyadelerin, sıhhiyecilerin, keskin nişancıların, çamaşırcıların, kadın cerrahların, pilotların, keşif erlerinin, partizanların– Nazi işgalini nasıl göğüslediklerini, böylesi bir savaşta kadın olmanın zorluklarını nasıl deneyimlediklerini Sovyet ülkesinin dört bir yanından bir araya getirdiği tanıklıklarla belgeliyor ve unutuluşun girdabından kurtardığı bu hikâyeleri edebi bir toplam halinde önümüze seriyor.

Defterimde Kuş Sesleri İndir

Defterimde Kuş Sesleri
12 Mart Askerî Darbesi, ’68 Kuşağı’ diye anılan bir gençlik kesimini yok etmek amacıyla yapılmış bir baskın hareketiydi. 1971, 1972 yıllarında iki kez tutuklanıp cezaevine girdim. Orada sık sık -gizlice- günlük tuttum. Bunu yaparken, bir yandan da dışarıya durmadan mektuplar yazıyordum. O günlük notlarda, mektuplarda yazamadığım pek çok ayrıntıyı, kafama, yüreğime kazıdım. Tuttuğum gizli günlük notlarımdan kurtarabildiklerimi, dışarıya yazdığım mektuplardan bulabildiklerimi belleğimde buluşturunca ortaya Defterimde Kuş Sesleri çıktı. Bu kitabı, daha önce yazdığım Gülünün solduğu Akşam’ın devamı gibi de okuyabilirsiniz.