Kategori arşivi: Felsefe-Sosyoloji-Psikoloji

Realist Halk Hikayelerinden Tayyarzade Hikayesi ile Hançerli Hanım Hikayesi Üzerine Bir Tahlil Denemesi İndir

Realist Halk Hikayelerinden Tayyarzade Hikayesi ile Hançerli Hanım Hikayesi Üzerine Bir Tahlil Denemesi
Halkta yaşayan kültürün şuurunda olmak, onu tefsir etmek, bu edebiyattaki halk realizmini görmek, halk edebiyatının gerçek değerini ve manasını anlamak, bugünü manalandırmak için son derece zaruridir.

Bu anlayışla ele aldığımız çalışmamız, sözlü kültürden yazılı kültüre dönüşüm aşamasında basma tekniği ile vücut bulmuş bir eserdir. Sözlü gelenekte uzun yıllar boyunca anlatılmış, daha sonra yazıya geçirilmiştir. Romanın karmaşık yapısının temel öğesi olan bu hikayeler çekirdeğinde bir aşk olsa da gerçekçi bir dünya görüşüne doğru yeni bir dünya görüşünün, yeni bir insanlık anlayışının, sözlü gelenekten yazılı anlatıma doğru gelişen bir çizgisinin ara malzemesi olan Realist Halk Hikayelerinden Tayyarzade Hikayesi ile Hançerli Hanım Hikayesi’nin 19. yy. Vakadan kahramana geçişin hazırlık aşamasını teşkil edecektir.

Din ve Estetik & Felsefi Bir İnceleme İndir

Din ve Estetik & Felsefi Bir İnceleme
Kişiliğin oluşum ve gelişiminde; toplumun inşasında estetik, etik ve din vazgeçilmez unsurlardır. Dinin varlığını devam ettirebilmesi, insanın yaratıldığı “kumaş”la alakasına bağlıdır. Yani dinin tefekkürle, haz ve beğenilerle sağladığı uyuma; bu uyumun tabiîlik derecesine bağlıdır. Yani insanın düşünen, akleden bir varlık olduğu kadar hisseden, güzelden hoşlanan ve en genel anlamıyla estetik bir varlık olduğunu dikkate almayan bir din yok olmaya mahkûmdur. Yazara göre, iyi bir toplum için ahlak ve din kadar estetiğin de rolü vardır. Hatta estetik ya da sanat, din ve ahlaktan belki daha etkindir. İşte bu bağlamda kitapta estetik ile etik arasında ilişki kurulmaya çalışılmış ve estetiğin arındırıcı/katharsis boyutu farklı açılardan ele alınmıştır.Ritüel ve Estetik Bölümü ise kitabın tüm metodolojik ve teorik alt yapısının uygulamaya döküldüğü yer. Burada iptidai toplumlarda ritüel-estetik ilişkisi, müzik, resim ve mitolojinin ritüelle ilişkisi, dinî metinlerin estetik yapısı, estetiğin hoşgörü ve çoğulcu düşünceye katkısı, sanatın kutsalla çekişerek gelişeceği düşüncesi ile sanatta ve dinde yeni ritler üzerinde duruluyor.“Kendini bilmek” ya da “kendimiz olmak” güzel’den geçer, güzel bizde bir “var olma artışı” meydana getirir. Bu kitabın sizinle paylaşacağı çok şey var…

Kutsal Metin Seküler Analiz İndir

Kutsal Metin Seküler Analiz
Ateist bir psikanalist olan Fromm’a göre Eski Ahit’te geçen kıssalar, insanlığın asırlara dayanan ortak tecrübe ve birikiminin günümüze ulaşmış yazılı metinleridir. Bu bağlamda, onlara kutsallık katan yahut onları değerli kılan husus da, onların Tanrı sözü olmaları değil, bu yönleridir. Yani o, inananlarınca kutsal kabul edilen bu metinleri, Tanrısal nitelikten soyutlayarak insanın sözleri içinde değerli sözler olarak görür. Ancak onun yaptığı iş, Eski Ahit kıssalarını, insan sözü olarak görerek kutsal alanın dışına çıkarmak değil, radikal hümanizmin kendi kutsal alanını oluşturarak oraya entegre etmektir. Bu anlamda sekülerist ve hümanist bir anlayışla aydınlanmacı düşüncenin safında yer alan Fromm, metafiziki inanç ve güçleri reddederken, kendi oluşturduğu ve insanı kutsadığı sistemle yeni bir metafizik alan geliştirmektedir.

İşte Eski Ahit’te geçen özellikle peygamber kıssalarına Fromm tarafından yapılmış hümanistik/sekülerist yorumları ve değerlendirmelerini bir arada bulacağınız kitabımızın, ilgiyle okunacağını düşünmekteyiz.

İnfoteizm & Tanrı’nın Enformasyonu İndir

İnfoteizm & Tanrı’nın Enformasyonu
Yaratıcı’nın kendi varoluşuna dair sorulara yanıtlar…

İnanç nedir?
Din nedir?
Evrenin oluşumu Tanrı tarafından mı, yoksa bilimin kurallarıyla mı belirlendi?
Evrim kavramı bilimsel bilgiye dayalı bir teori midir? Yoksa materyalist düşüncelere bağlı felsefi bir görüş müdür?
Atomaltı parçacıklar, kuantum fiziği ve bilimdeki son gelişmeler bize yaradılış ve Yaratıcı hakkında hangi ipuçlarını veriyor?

İnfoteizm- Tanrı’nın Enformasyonu çok boyutlu varoluş bilmecesine dair süregiden dinsel, felsefi, tarihi ve bilimsel gerçekler ve yorumlar ışığında Yaratıcı’nın kendi varoluşuna dair sorulara yanıt veriyor. Farklı dinlerin ve kültürlerin birlikte yaşayabilmelerini kolaylaştıracak, dinler arası diyalog ve bilimsel temellendirmeyi pekiştirecek bir çözüm önerisiyle Şems-i Tebrizi’de ifadesini bulan nihai hakikate dikkat çekiyor:

“Aranılanın son mertebesi, arayandır.”

İslami Düşünce İndir

İslami Düşünce
“İslami Düşünce”, İslami felsefelere ve öğretilere yepyeni ve çağdaş bir giriştir. Tanınmış bir İslam bilgini olan Abdullah Saeed, modern öncesi dönemden modern döneme İslamiyetteki dinî bilginin gelişimini izler. Kitap, İslami düşüncenin yanında dinî bilginin üretimine katkıda bulunan yönelimlere, ekollere ve akımlara odaklanır.

Ayrıca İslami akli geleneğin, iki temel metin olan Kur’an ve hadisin, hukuki düşüncenin, teolojik düşüncenin, tasavvufi düşüncenin, İslami sanatın, felsefi düşüncenin ve politik düşüncenin gelişimi ile günümüzdeki yenilenme, reform ve yeniden yapılanma gibi İslam kültüründeki ana başlıklar da incelenmektedir. İslam hukukundaki değişimler, Batı toplumlarının etkisi, cinsiyet hakları, insan hakları ve küreselleşme nedeniyle, günümüzün toplumsal ve politik olaylarının sonucu olarak Müslüman inanışlar değişmekte ve günümüze uyarlanmaktadır. Bu zengin ve farklılık gösteren tartışmalar aracılılığıyla Saeed, dünyanın yaşayan başlıca dinlerinden birinin büyüleyici bir tasvirini sunmaktadır.

Müslüman-Yahudi Polemikleri İndir

Müslüman-Yahudi Polemikleri
Farklı din ve kültürlere sahip insanların bir arada yaşayabildikleri dünyamızda bu farklılıkların bir takım çekişmelere ve olumsuzluklara sebep olduğu bir gerçektir. Farklı inançlara sahip kişilerin veya toplulukların kendi dinlerinin hak ve en doğru olduğuna inanmaları, bu inanç ve düşüncelerini başka kişi ve topluluklara da kabul ettirme çabasında olmaları, aynı çabayı diğer din mensuplarının da göstermesi bir takım polemiklerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Tarih içerisinde dinler arasında oluşan polemik literatür de bunu göstermektedir. İslâm-Yahudi polemiği İslâmiyet’in ortaya çıkmasıyla birlikte başlamış, günümüze kadar gelmiştir. Her türlü İslâmî düşünce tavır ve davranışların temelinde Kur’ânî anlayışın olduğu gibi, Yahudiliğe karşı yöneltilen polemiğin zeminini de Kur’ânî tefekkür oluşturmaktadır. Çünkü Yahudiliğe karşı oluşturulan polemiğin temel konuları Kur’ân’ın Yahudiliği tenkit ettiği noktalardan kaynaklanmaktadır. Bu çalışma, her iki din mensuplarının tarih boyunca ürettiği polemik literatürünün envanterini ortaya çıkarıp bütün dönemleri detaylı bir şekilde incelemeden ziyade, her iki tarafın tarihi süreç içerisinde konumları ve sahip oldukları inançlar paralelinde birbirlerine yönelttikleri polemikler genel olarak işlenmektedir.

Hz. Muhammed ve Arap İslam Kültürü İndir

Hz. Muhammed ve Arap İslam Kültürü
Bugün Avrupa’da hala yaygın olan – ve İslamiyet’in, inanmayanlara (başka dinden olanlara) karşı – fanatik bir tahammülsüzlükle yaklaştığı sanısına karşı, bunun tam tersinin doğru olduğunu göstermek gerekmektedir. Hıristiyanlar, Museviler ve öteki dinlerden olanlar, Müslüman dinin ilk doğduğu günden itibaren, aynı dönemde ki Hıristiyan Avrupa’da akılların ucundan bile geçmeyecek bir rahatlık ve güven içinde yaşamışlardır. Neden sonra, 11. ve 13. yüzyıllar arasında Hıristiyan Avrupa Haçlı seferleri adı altında haydutluğa soyunmuş talancı ve istilacı ordularını doğuya gönderip, burada barbarlık ve zulümleriyle İslam fanatiklerini ve fanatikliğini de çığırından çıkarınca, başka dinden olanlara gösterilen hoşgörünün yerini katı bir düşmanlık almıştır. Yinede, bu dönemlerde bile, İslam savaş önderleri, Haçlı ordularının Hıristiyan prenslerine ve soylularına gösterdikleri mertlik ve saygıyla onlar sık sık utandırmaktan geri kalmamışlardır.
Üst kademelerdeki bu manevi, ahlaksal, zihinsel ve fiziksel çöküntülere alternatif oluşturacak bir kitle ağırlığının halk tarafından meydana getirilmesi söz konusu değildi. Doğu insanı gayretli, ılımlı ve azla yetinen insandır ve bu azla yetinme, “çok şükür” deme huyu onun felaketini hazırlayan etmenlerin başında yer alır. O en azla yetinirken, tepesindeki despotların, emeğinin ürününü elinden nasıl çaldıklarını seyretmektedir yalnızca. Buna bir tepki göstermez. İkliminde etkisiyle, yoğun güçten, sert tepkilerden yoksun, düşünmeye çok az istekli doğu halkı, kuşaklar boyunca, atalarından bu yana, despotizm ile birlikte yaşamaya alışmış, baskıyı, önü alınmaz, karşısında tamamen güçsüz kaldığı bir doğa gücü gibi algılama alışkanlığını üstünden atamamıştır.
İslamiyet ile Hıristiyanlık arasındaki önemli bir fark şudur: Araplar kendilerine boyun eğdirdikleri halkların ya da ulusların incelenmesinde ve bunlara ilişkin bilgilerde kendilerine yararlı olabilecek yapıtları özenle toplarlardı. Oysa Hıristiyanlar kendi öğretilerini yayarlarken, benzeri kültür yapıtlarını ve anıtlarını, iblisin işi ve dinsizliğin belirtisi sayıp, iyi bir Hıristiyan’ın bunları hemen yok etmesi gerektiğine inanarak yok etmekten geri kalmamışlardır.
Ozan Ebul Ala’nın şu sözleri ünlüdür: “İnsanlar iki sınıfa ayırırlar; ya akılları vardır inançtan yoksundurlar, ya da inançları vardır akıldan yoksundurlar.”

Kadı Abdulcebbar’a Göre Dinin Akli ve Ahlaki Savunusu İndir

Kadı Abdulcebbar’a Göre Dinin Akli ve Ahlaki Savunusu
Mu’tezile, insan düşüncesinin iki temel modu olan ‘mitos’a karşı ‘logos’u temsil eder. Burada logos, hem ‘söylenmiş olan sözün aynıyla tekrarını’ ve ‘yeni söz söylemeyi’ hem de ‘akıl, düşünme ve ölçüyü’ içerir. Bu yönüyle Mu’tezile, Kur’an’da akla, kritiğe ve düşünmeye dayalı olarak, Tevrat ve İncil’e kıyasla atılmış olan ileri adımı sürdürmenin ve bunu daha ileri taşımanın adı olarak nitelenebilir.
Mu’tezile Kelâmı da akıl ile vahiy arasında derin bir bağın bulunduğunu hararetle savunan bir düşünceye sıkı sıkıya bağlıdır. Bu sebeple akıl ile vahiy ma’kûliyet zemininde kaynaşmış; ortaya ahlakî bir değerler evreni çıkmıştır.
Kâdî Abdulcebbâr, Mu’tezile’nin tarihsel olarak battığı bir süreçte oldukça parlak bir yıldızdır.
Bu kitap, Kâdî Abducebbâr’ın İslam Şeriat’ını, diğer bir deyişle Kur’an’ı, akıl, ahlak ve maslahat bağlamında nasıl savunduğunu ortaya koymaktadır.