Kategori arşivi: Yüzakı

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:131 Ocak 2016 İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:131 Ocak 2016
Câhiliyye hortladı.
İnsan, insanlığına vedâ etti!
Câhiliyye, şuursuzca yaşamak…
Câhiliyye, bir tarafta aç ve perişan çaresizler bir tarafta duyarsız hayatlar, hesapsız israflar…
Câhiliyye, hesâbı sorulmayan zulümler, tecellî edemeyen adâlet…
Câhiliyye, kibir, nefsâniyet, bencillik, acımasızlık…
İnsanlık cinâyeti, çıkar savaşları…
Hepsinin özü:
Âhiretsiz Yaşanan Dünya:
İnsanlık Felâketi…
Çaresi: Dünkü câhiliyyeyi bertaraf eden esasları ihyâ etmek…
Dünya hayatın dengesi olan âhiret hayatını mîzânı hatırlamak.
Dalâletleri, yoldan çıkışları, cehennemin üstüne kurulan Sırat’ı hatırlatarak, Sırât-ı Müstakîm’e istikametlendirmek…
Büyük Haber’i, yeniden tedâvüle sokmak.
Muhâsebeyi, ölmeden önce ölmeyi, hesaba çekilmeden hesaba çekilmeyi öğretmek…
En çok bilinen fakat en çok unutulan hakikati terennüm ederek; «Ölüm var!» diye bağıran meczuplar gibi; Mahkeme-i Kübrâ’nın celp-nâmesini gönüllere duyuran bir mübâşir olmak…
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; Hazret-i Âdem’den Kabil’e, tufandan, Âd ve Semûd’a, Nemrut ve Firavunlardan günümüze, zulmün dâimâ  «sonra» sırrını anlamamaktan kaynaklandığını ifade etti ve dedi ki:
“Kulları, şu kısacık dünyada insanlık felâketine götüren her heves, fikir, ideoloji, taraftarlık, yaşayış ve saplantı; hangi süslü ambalâja bürünürse bürünsün, iki cihanda da hüsrandır.”
Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in muhteşem ahlâkından, «Adâlet ve Hakkı Tevzî Etmesi» mevzuunu, «esas hayat âhiret» hakikati çerçevesinde kaleme aldı.
Hazret-i Mevlânâ’nın Gönül Deryâsında Sır ve Hikmet İncileri köşesinde ise, «Ahlâkın İmtihanı» var.
Âhiret inancının ehemmiyeti ve dünya hayatındaki ferdî, içtimâî, ahlâkî ve psikolojik faydaları dosyamızda farklı açılardan ele alındı.
Hâdiseleri âhiret ufkunu da katarak görebilmek için, bakış açımızı değiştirmemiz zarurî…
Âhiret inancının, her şeyi âhirete göre plânlamanın, dünya saâdetini engellediği düşünülür, hâlbuki hiç de öyle değil… Hattâ tam tersi… Âhiretsiz bir hayat, aslında dünyayı gerilimler içine boğuyor.
Lâkin yine de dünya mü’minin zindanı, kâfirin cenneti… Ancak aynı zamanda cehennemi…
Çünkü;
Âhiret yokmuş gibi zulüm ve sefahetlerine devam edenler, aslında dünyada da cehennem gibi kaynayan vicdanî ve içtimâî ızdıraplar içindeler…
Eğitim notlarında;
Âhirete inancı kaybetmenin bir şekli de, zihinde oluşturulan, hayalî bir Allah inancı. O’na, O’nun öğrettiği gibi inanmalı.
Âhiret inancının en güzel tezâhürü, ömrü ve imkânları, bir eser bırakmaya vakfetmek.
Şehâdet: dîni, vatanı, için canını fedâ edip, dünyasını verip, âhiretin en muhteşem tahtına oturmak…
Ömrünü dâvâsına adamış bir portre: Seyyid Kutub…
Şiirler…
Rebîulevvel ilhamları, na’tlar…
Mazlumların feryâdına ağıtlar…
İstikbâle dair umutlar…
Not: Rebîulevvel vesilesiyle neşrettiğimiz «Bizim Medeniyetimiz» kitabına siz okuyucularımızın gösterdiği teveccühe teşekkür ederiz. Dünyayı modern câhiliyyeden kurtaracak  hamle, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in izinde yeniden şaha kalkacak medeniyetimiz ile mümkün…

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi/Sayı:100 Haziran 2013 İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi/ Sayı:41 Yıl: Temmuz 2008 İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi/ Sayı:41 Yıl: Temmuz 2008
Yüzakı Dergisi 41. sayısında;

Yoga, meditasyon, reiki, karma, nirvana ve benzeri Uzak Doğu dinlerinden neş’et eden teknik ve felsefelerin dünyada ve ülkemizde yayılışını sebep ve neticeleriyle ele alıyor.

Takdimde Mevlânâ’nın;
Bıksa herkes, bir balık bıkmaz sudan
Gün uzar şâyet nasipsiz kalsa can… (Trc: Seyrî)
beytinden hareketle şu ifadelere yer veriliyor:
“Evet, hayatımızı bir umman gibi bütünüyle saran medeniyetimiz içinde, müspet mânâda aradığımız, ihtiyaç duyacağımız her şey var.
Fakat böylesine bir zenginlik içindeyken nasipsiz mi kaldık ki; o huzur deryasının içinde, bu her yanı saran nimetten habersiz çırpınmaktayız? Çırpındıkça her taraftan bizi boğulmaktan kurtarma heveslisi «eller» uzanmakta!.
Çağdaş Tuzaklar….”
Genel Yayın Yönetmeni M. Ali EŞMELİ,
Çağdaş Tuzaklar»ın sunuluşuna dikkatleri çekiyor:

“Beşeriyetin imtihanı olan çeşit çeşit tuzaklar, her zaman var. Evvelki gün vardı, dün de vardı, bugün de var. Değişen sadece, zamana göre bu tuzakların yeni yeni elbiseler, kaportalar, kılıflar, ambalâjlar ve vitrinler kullanması.”

Dergide,
Uzak Doğunun Maneviyet Tuzakları mevzuu üzerine Prof. Dr. Ali Murat DARYAL ile doyurucu bir mülâkat var.
Din Psikoloji uzmanı Daryal;

“Küreselleşmenin aslında kültür istîlâsı olduğu, batının, kendi insanını İslâm’dan uzak tutmak için Hind’i gösterdiği, yoga vs. uygulamaların dinî köklerinden koparılarak kullanılmasının mümkün olmadığı” gibi mühim hususlara temas ediyor.
Dosyada H. Kübra ERGİN, Aynur TUTKUN, Sadettin KAPLAN, Mustafa KÜÇÜKAŞCI ve Dr. Harun ÖĞMÜŞ gibi kalemlerin incelemeleri yer alıyor.

Binlerce yıllık şiir geleneğinin günümüzdeki temsilcisi Yüzakı; şiirleriyle de kültür ve medeniyetimizi anlatmanın derdinde;
Seyrî “kayıp ilânı” ile kaybolan kıymetlerimizi anlatıyor.
Tâlî ve Mecnun, Göz Nûru Namaz’ı şiirleştiriyor:
Bizi yâ Rabbi, namaz dostu olanlardan kıl,
Bizi yâ Rab onu hakkıyla kılanlardan kıl!»
Çağdaş tuzaklara yakalanmamanın yolu;
Kendini tanımaktan geçiyor.
Bunun için yola çıkmış bir dergi:

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi/Sayı:78 Ağustos 2011 İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:124 Haziran 2015 İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:124 Haziran 2015
Haziran’da misafirimiz olacak Ramazân-ı şerîfi;
Affın ve Merhametin Tuğyan Hâlinde Olduğu
BİR RAMAZÂN-I ŞERİF
başlığıyla kapağımıza, dosyamıza ve gönül dünyamıza serlevha eyledik.
Ancak muhtevâsını yoklamalı bu temennînin…
Her yıl gelen, gönüllerde konaklayıp, bize bir bayram hediye edip göçen Ramazân-ı şerif, nasıl değerlendirilirse; af ve merhametin tuğyan hâlinde olduğu bir mevsim olur? Yani ilâhî af ve merhamet nasıl cûş u hurûşa gelir?
Suâlin cevabı içinde:
Bizim affımız ve merhametimiz bu mevsimde tuğyan ederse, coşarsa, gönüllerimizden taşar ve infâka dönüşürse, kardeşliği yeşertirse, toplumu bir gülistan hâline getirirse, işte bu kıvamdaki bir Ramazân-ı şerif idraki, Cenâb-ı Hakk’ın af ve merhametini de galeyâna getirecektir inşâallah…
Çünkü O buyuruyor:
“Kullarım sana, Ben’i sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana duâ ettiği vakit duâ edenin dileğine karşılık veririm. O hâlde (kullarım da) Benim davetime uysunlar (Benim şeriatimle, ibâdet, muâmelât ve ahlâkî vasıflarımla mücehhez olsunlar) ve Bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” (el-Bakara, 186)
Hep şikâyet ediyoruz; dünyadan, dünyevîleşmeden, dünya meşgalelerinden… Fakat işte Ramazân-ı şerif, bambaşka bir gündem açıyor önümüze: Günümüzü iftarla, sahurla yeniden şekillendiriyor. İhmal ettiğimiz ibâdetlere yoğunlaşabilme fırsatları sunuyor. Cömertlik ve merhamet için vesileler takdim ediyor.
Ramazân-ı şerif, heybesi birbirinden güzel hediyelerle dopdolu bir misafir… Ancak biz o hediyelerle hayatımızı doldurabilirsek, dopdolu bir kulluk yaşayabilirsek, mâlâyânîden, lehviyyattan, boş meşgalelerden kendimizi ne kadar kurtarabilir ve bunu hayatımıza ne kadar yayabilirsek, işte asıl Ramazân-ı şerif idraki o olacak.
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ, Ramazân-ı şerîfin hayatımıza mesajını, yanlışı doğruya dönüştürmek olarak ele aldı:
“Ey insanlar! Siz de ilâhî rızâya ermek için nefislerinizi bağlayın, cehenneme düşürecek işlerin kapılarını kapatın, bir ömür cennetlik amellerin kapılarını açık tutun! Gülbahçesini ateşe değil, ateşi gülistana dönüştürün. İslâm ahlâkını yabancı heveslere değil, onları İslâm ahlâkına dönüştürün!”
Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocamız; “Cenâb-ı Hak Nasıl Bir Genci Sever?” suâli etrafında, gençliğin kıymetini, ashâbın gençlerinin fazîletini ve günümüzde gençlik için yapmamız gerekenleri anlattı.
Mevlânâ’nın vecîzeleri etrafındaki ikinci makalelerinde ise «Dünya Dershânesinde Tuzaklardan Kurtuluş Çaresi»ni kaleme aldı.
Dosyamızda Ramazân-ı şerîfin, ilâhî af ve merhameti tuğyân ettirecek kıvamda ihyâsı için güzel tavsiyeler, hikâye diliyle ve âyet-i kerîmelerin, hadîs-i şeriflerin açtığı pencerelerle takdim edildi.
Gencimizin, insanımızın, toplumumuzun; onca çeldiriciye, tuzağa, eğlenceye aldanmadan, zoru seçmesi, hakikate yönelmesi yolunda ufuk açıcı işaretler yer aldı.
Nurettin TOPÇU’nun harekete geçirici îman ve ahlâk vurgusu, Ebû Tâlib el-Mekkî’nin artık sadece teni değil biraz da kalbi doyurmaya, azıklandırmaya çağrısı, Abdülaziz Bekkine, Abdülhakim Arvâsî gibi zatların, münevverlerimizin kalp ve dimağlarını doyurmaktaki muvaffakiyetleri muhtevâmızdan sizlere göz kırpan birkaç işaret…
Ramazân-ı şerifte af ve merhametin coşması için, yaz mevsiminde alnımızın daha bir başka terlemesi zarurî…
Evlâtlarımız için, nesillerimiz için…
Tabiatın en bereketli mevsimini, rehâvete, lüzumundan fazla istirahate ayırmak, ilâhî af ve merhameti değil, -Allah korusun- gazab-ı ilâhîyi tuğyân ettirebilir.
O ilâhî ikazı unutmamalı:
“Cehennem ateşi çok daha sıcak…”

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi/Sayı:99 Mayıs 2013 İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi/Sayı:99 Mayıs 2013
Dünya Fethe Muhtaç!

Bahane çok… Her dem bulunur.
Baharda, bahar yorgunluğu; yazın, sıcağın rehâveti… Güz mevsimi, tarla-bahçe… Kışın, zaten günler kısa…
“Devran değişti.” “Gücümüz var mı?” “Doğru anlaşılır mı?”…
Bütün bunlar ancak duymayanlar için birer mazeret olabilir. Bütün dünyadan, bütün insanlıktan yükselen o feryadı işitenlerin vicdanlarının sızlamaması, nabızlarının harekete geçmemesi, gözlerinin uyanmaması ne mümkün! Bir feryat yükseliyor, hem evimizden, sokağımızdan, beldemizden; hem bütün dünyadan, Afrika’dan, Asya’dan, Avrupa’dan… Dün olduğu gibi bugün de, mazlumlar fatihlerini çağırıyor. Mağdurlar, adâlet tevzî edecek gönülleri; açlar, doyuracak cömert gönülleri; muhtaçlar, merhametle veren gönülleri davet ediyor.

Sessiz feryatlar bunlar.
Fakat diri gönüllerin duymaktan uzak kalamayacakları bir frekansta… Bu ne siyaset, ne de hâkimiyet meselesi…
Asıl fetih, gönüllerin fethi olduğu gibi; «Çil çil kubbeler serpen ordu» da aslen bir mâneviyat ordusu, bir hizmet kervanı, bir duâ katarı… Yükseliyor gönüllerin feryâdı… Gönül fethine davet figanı…
Bu feryatları en iyi duyacaklar da asırlık çınarın taze filizleri…
Tazelenme mevsiminde, Mayıs’ta; «Fethi Tazelemek» mevzuunu dosya konusu olarak seçtik. Fethi tazelemek için; kendimizi, heyecanlarımızı, ideallerimizi, gayelerimizi tazeleme, zinde ve dinç tutma arzusuyla…
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; dünyanın, Fatihlerin devrinden bugüne değişmeyen derdini, mazlumların adâlete, fakirlerin himâyeye, gönüllerin fethe ihtiyacını ortaya koyduktan sonra sordu:
“Çaresiz ve perişan vaziyetteki insanlık ve problemler, hangi gönülleri çağırıyor? Sesli ve sessiz feryatlar, kimleri bekliyor?
Bizler o vasıfta mıyız?
Gittiğimiz yerlere çil çil kubbeler serpebilecek, gönülleri ihyâ edecek, İslâm’ın güzelliğini ve ahlâkını ikame edecek, Hazret-i Peygamber’i en güzel şekilde temsil edebilecek bir liyâkatte miyiz?”
Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi;
Hazret-i Fahr-i Kâinât Efendimiz’in fütuhâtından, Osmanlı fetihlerine; «Hak Dostlarının Rehberliğinde Gönül Fütuhâtı»nı; gayelerin ulvîliği ve vasıtaların mahdutluğuna rağmen neticenin ihtişamı zâviyelerinden ele aldı.
«Hazret-i Mevlânâ’nın Gönül Deryâsında Sır ve Hikmet İncileri»nde ise, gönül fethinden önce, kişinin kendi gönlünü imar ve ihyâsının lüzumuna ışık tuttu: «Hak ile Kul Arasındaki Perde» olan «BENLİK DUVARI»nı bertarâf etmenin ehemmiyet ve usûlünü anlattı.
Şair, akademisyen, yazar, eğitimci, işadamı… Bütün kalemlerimiz, gönül fatihliğine namzet insanımızın aşk ve şevkini tazelemek hissiyâtıyla kullandı mürekkebini…
Şevk ve heyecanları ilk günkü gibi taze tutabilmenin sırları dile geldi.
Feryatları duyacak bir vicdan, önce kendi gönlünü diriltmiş bir insan ve hudut nedir bilmeden, yakın ve uzak gönülleri fethe çıkacak bir yürek ve bir bilek:
Nesle lazım olan güç, Fatihlerin bileği,
O bileğe gereken, Akşemseddin yüreği… (Seyrî)
Bu yüreğin ve bu bileğin nabzını tutmak ve o nabzın has şerbetini ikram etmek için yola çıkan dergimiz, 99’uncu sayısında, sizlerin gönül teveccühünü kazanmanın şükür ve sürurunda…

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi/Sayı:67 Eylül 2010 İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi/Sayı:67 Eylül 2010
Mahzun Gönüller, Muzdarip Yürekler,
Çaresizler, Kimsesizler, Yalnızlar…
SİZİNLE BAYRAM ETSİN!
Bayram; sevincin, neşenin, huzurun kısacası güzelliklerin resmigeçit yaptığı özel günler…
Öyle ki «bayram etmek» sevinmek mânâsına da gelir olmuş.
Herkes ister sevinmeyi, hayatın yorucu temposundan bir mola fırsatı ile kaçmayı; hediye almayı, hediye vermeyi, kendine, yakınlarına yeni birer kıyafet almayı…
Bunda bir sıkıntı yok… Hele bir aylık nefis terbiyesi kampından, Ramazan mektebinden başarıyla mezun olanlar elbette, sevinmeye, ferahlamaya, dinlenmeye hak sahibi…
Fakat bir şartla…
O, îmânın kemâlini belirleyen ölçü:
“Kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için de istemedikçe îmân etmiş olmazsınız!”
O hâlde bayram sevincini yaşamak için şart;
Mahzun gönüllerin, muzdarip yüreklerin, çaresizlerin, kimsesizlerin, yalnızların da sizinle/bizimle bayram etmesi…
Çocuklarımızı sevindirirken, kendilerini sevindirecek bir anneden mahrum öksüzleri, bir babadan mahrum yetimleri hatırlamak şartı karşımıza dikilmeli…
Hangi birine yetişeceğim mazeretlerine aldırmadan, yetişebileceğinden mes’ul olduğunun şuurunda…
Ramazân-ı şerîfin cehennem azâbından âzad eden günleri, kadir gecesinin bir ömürlük feyizli nefesi ve bayramın, paylaşıldıkça çoğalan sevincine şahit olacağımız Eylül ayında dosya konumuz olarak, «Bayram ve Beşerî Münasebetlerimiz» mevzuunu seçtik.
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; dertsiz, çilesiz, ıstırapsız geçmesi mümkün olmayan dünya harmanında, gönüllere bir teneffüs, bir devâ olarak tarif ettiği bayramın, akla ilk önce mahzun gönülleri, muzdarip yürekleri, çaresizleri, kimsesizleri ve yalnızları getirmesi gerektiğini yazdı. Bu mahrumiyetlerin mânevî olanına da bilhassa dikkat çekilen yazıda, başlıkta çağrımız var:
«Mahzun Gönüller, Muzdarip Yürekler, Çaresizler, Kimsesizler, Yalnızlar…
SİZİNLE BAYRAM ETSİN»
Mustafa KÜÇÜKAŞCI; toplumun dokusunu oluşturan akrabalık, komşuluk, hemşehrilik, soy ve din birliğinin gördüğü tahribatı, son ayların terör gündemiyle ele aldı. Yard. Doç. Dr. Harun ÖĞMÜŞ, dînimizin içtimâî yapıya yaptığı vurguyu yazdı. Ayla AĞABEGÜM, Ramazan sofralarından hareket ederek bir muhasebeye çağırıyor bizi.
İrfan ÖZTÜRK, yetim sevindirmenin fazîletini ilgi çekici kıssalarla işledi. Sadettin KAPLAN ise her bayram Bayram’ını bekleyen bir «gelin»in hikâyesiyle dergimizde. H. Kübra ERGİN bayrama, müslüman takviminin bir hikmeti açısından yaklaşırken; Aynur TUTKUN, bayramların bencillikle tatile dönüştürülmesini tenkit eden bir yazı kaleme aldı.
Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi, «Tarihin Şahit Olduğu En İdeal Toplum Asr-ı Saâdet Huzur Toplumu» başlıklı makalede, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in yetiştirdiği müstesnâ cemiyetin ölçülerini anlattı.
Abdullah İbn-i Revâha -radıyallâhu anh-, Sâbit bin Eslem el-Bünânî, Cengiz ve Hülâgû Han, Kösem Sultan dergimizde karşılaşacağınız sîmâlar…
Bayram sevinci var elbette şiirlerde de…
Bayramı bayram yapacak merhamet, şefkat ve muhabbeti, mısra mısra işleyen, dokunaklı şiirler… Muhabbetin, merhametin, şefkatin deli-dîvânesi olduğumuzda, toplumumuzda her gün bayram olmaz mı?

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:117 Kasım 2014 İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:117 Kasım 2014
KAKTÜS OLMA,
GÜL OL!
Kıymetli Okuyucularımız,
Gül cezbeder.
Gül; tebessüm ettirir, gönle ferahlık verir. Rengiyle, râyihasıyla, cemâliyle…
Diken ise batar.
Diken; yaralar, rahatsız eder, uzaklaştırır.
Bizim dünyamız, Güller Gülü’nün teşkil ettiği bir gülistan idi. Onu böylesine kaktüsler çölüne dönüştüren şey ne oldu?
Batı…
Batı, zehirli bir kaktüs gibi istîlâ etti dünyayı. Anlayışıyla, modasıyla, kültürüyle, düşüncesiyle…
Batı, kaktüs dikenleri gibi battı. Ona sarılan saplandı kaldı. En karanlık ve koyu bataklıklara battı.
Kuru bir batı tenkidi değil, her şeyi batıya yükleyip rahatlamak değil. Fakat batı, dünyada tek bir medeniyet olarak kendini gösteriyor ve silâhıyla, baskısıyla, gücüyle, internetiyle, medyasıyla, sosyal medyasıyla, ajanları ve ajanslarıyla bunu gerçekleştirmek için uğraşıyorsa, o zaman neticelerin faturası elbette ona kesilecek.
Gülde de diken var. Maksat dikensiz bir gül aramak da değil. Fakat gülün dikenleri alt ettiği, onlara sabrederek hükmettiği bir gülistan yakalamak.
Gülistan diyarında her şeyin bir âdâbı vardı. Konuşmanın da, dertleşmenin de, tartışmanın da.
Kaktüsler diyarı batıdan gelen her şey, kendi âdapsızlığını edepsizliğini de getirdi. Sosyal medya; yalanların, iftiraların, ahlâksızlıkların, fitne ve fesadın cirit attığı, cür’et bulduğu bir ortama dönüştü.
O zaman dünyamızı tekrar gülistana döndürmek için düstur edinmeli:
Kaktüs olma, gül ol!
Yûnus Emre Hazretleri ikaz etmekte:
Diken olma gül ol eren yolunda,
Diken olurısan oda yanasın.
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ, başyazıda «Gül Olmak ve Kaktüs Olmamak» ayarlarını ilâhî tâlimatlar ve onun en güzel tefsirlerinden Mevlânâ’dan hikmetlerle ortaya koydu. Gül olmanın önündeki mühim bir engeli, ham insandaki, doğruluğa karşı çıkma tersliğini teşhis ederek tedavisine yol gösterdi:
“Artık; îmanlardaki eğriliği düşman ayarıyla değil, peygamber ayarıyla istikametlendirmek şart. Kulluk rotasını ilâhî teraziye göre belirlemek zarurî.
Artık;
Zaman, tersliği düzeltme zamanı.
Vakit; ellerdeki, dillerdeki ve gönüllerdeki tersliği doğrultma vakti.”
Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi; «Hayırlı ümmet» ile «gafil toplumu» misallerle karşılaştırarak, nesli hayırlı bir ümmet kıvâmında yetiştirmenin ehemmiyetini belirtti. Hazret-i Mevlânâ’nın Gönül Deryâsında Sır ve Hikmet İncilerinde ise; «söz»ün varlık sebeplerinden «nasihat, faydası ve âdâbı»na dair hikmetler takdim edildi.
Dosyamızda yazarlarımız; genel olarak sözün âfetleri ve edebi, hususî olarak da internet ile dünyamıza giren sosyal medya kullanımındaki problemler ve çözüm yollarına temas ettiler. Mücerred prensipler ve müşahhas tavsiyeler…
Ahmet ZİYLAN, tabiî kabiliyetlerin keşfedilip değerlendirilmesi hususunda etkili hâtıralar paylaştı.
İlyas KAYAOKAY; deyimlerimizde yaşayan fakat kendisi unutulmuş bir eğitim âdetimize, şiirin gözünden projektör tuttu.
Şiirlerde de dert: Kaktüs bataklığını kurutup gülistanı diriltmek.
Yûnus Hazretleri derdi de çareyi de «söz» ile gösteriyor:
Kişi bile söz demini, demeye sözün kemini,
Bu cihan cehennemini sekiz uçmak ide bir söz…

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:140 Ekim 2016 İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:140 Ekim 2016
İnsanlık Şahsiyete Hayran…
Bizim medeniyetimiz; «İslâm Medeniyeti» bu hayranlık verici medeniyet ayarlarına sahipti. Çünkü onun şahsiyetinin temelinde;
«Îman, İhsan ve İhlâs» vardı.
«Hakk’a Kulluk Halka Hizmetten Geçer.» sözünü şiar edinir;
«Din, Vatan, Kardeşlik ve Namus» için canını fedâ ederdi.
O daima adâletten yanaydı; «Hakkı Tevzî» ederdi.
Hulâsa;
Mü’minin Fârikası: Zarâfet, Nezâket ve İncelik idi.
Çünkü O’nun şahsiyetini belirleyen en mühim şahsiyet olan Hazret-i Muhammed Mustafâ şöyle buyurmuştu:
“(Gerçek) müslüman, elinden ve dilinden müslümanların emîn olduğu kişidir…” (Buhârî, Îmân, 4-5, Rikāk, 26)
Geçmiş zaman kalıbıyla ifade ettiğimiz bu hakikatleri; istikbâle, şimdiki zamana, geniş zamana taşıyabildiğimiz müddetçe;
İnsanlık yine bizim medeniyetimize, bizim medeniyetimizin ürettiği insan tipine, müstesnâ şahsiyete hayran olacak.
«Dev sancılarımızın budur kaynağı!» 
F16 kullanabilecek vasıfta insanların halkı bombaladığı 15 Temmuz’dan sonra eğitimin yetiştirdiği insan şahsiyetimiz ve sadâkat-liyakat mevzuunu dosya konusu olarak ele aldık.
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; meselenin izini insanlığın başlangıcına kadar sürmekte: Hakk’ın çağırdığı cennet  ve şeytanın çağırdığı cehennemin yolları…
Bocalayan insanlığa imdat:
Yüce kitaplar ve ilâhî elçiler…
Ahlâkı Kur’ân olan Fahr-i Âlem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ise bütün insanlığı hayran bırakan şahsiyetle geldi ve yüce şahsiyetin ölçülerini getirdi. İşte ebedî çare!..
Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Üstâdımız; «O’nun Muhteşem Ahlâkı»nda, Peygamber Efendimiz’in «Teslîmiyeti, Rızâsı ve Müsamahası»nı ince ölçüler hâlinde kaleme aldı.
Hazret-i Mevlânâ’nın Gönül Deryâsından Sır ve Hikmet İncileri; su üzerinden tefekkürlerle, Allâh’ın kudretini ve insanın şahsiyetini düşündürdü, aynı suyu şifâ veya zehir yapan tesirleri göz önünde bulundurmadığımız takdirde, her suyun aynı göründüğü ikazıyla gönlümüze su serpti.
Yazarlarımız, eğitim ve şahsiyet eğitimi üzerine kalem oynattılar.
Medeniyetimizde şahsiyet eğitiminin en mühim kalesi olan tasavvufu, tarîkatları, son meş‘um örgüt ile mukayese etmenin yanlışlığının altını çizdiler.
Toplumda uzlaşma hususunda gayret etmenin ehemmiyetini vurguladılar. 
«Sadâkat» mefhumumuza; ülkeye, vatana, dîne sadâkat ile mef‘ûlüyle beraber sahip çıktılar.
Emânete sahip çıkmanın, emânetleri ehline vermenin ehemmiyetini hatırlattılar.
Evlâtlarımızı fütüvvet ve ahîlik geleneğimizden ilham alarak yetiştirmenin üstünde durdular.
Kardeşlik, birlik ve beraberlik rûhunu tekrar çağırdılar.
Sistem aksaklıklarını bertaraf edecek bir kenetlenmeye davet ettiler.
Köklerinde Hızır Bey gibi kahramanların bulunduğu adâlet ve hakkı tevzî hasletlerimizi mülkün temeline yerleştirdiler.
Zulmü ortadan kaldıracak, adâleti tesis edecek bir şahsiyete İslâm dünyasının da batı dünyasının da hasret olduğunu vurguladılar.
Şairlerimiz de şehâdetin, vatanseverliğin ve kahramanların şânını destanlaştırmaya devam ettiler.
İnsanlığı hayran bırakacak şahsiyette nesiller yetiştirebilecek bir milletiz. Bakmayın şaşkın suskunluklara, 15 Temmuz’da da şehit ve gazilerimizle halkımız dünyayı hayran bıraktı. Dün yetiştirdik, Allâh’ın izniyle yine yetiştireceğiz!..
 

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi/Sayı:68 Ekim 2010 İndir