Kategori arşivi: Keşkül

Keşkül Sayı:23 / Halvetiyye İndir

Keşkül Sayı:23 / Halvetiyye
Halvetî yolun güderiz / Çekilir Hakk’a gideriz

Halvetîler, Diyar-ı Rum’da neşv ü nema bulup geniş bir coğrafyaya yayılan büyük bir medeniyetin manevi mimarları olmuşlardır. Bu cihetten bakıldığında tarikatın müessisi Pir Ömerü’l-Halvetî Hazretleri’nin halifelerinden başlayarak Pir-i Sani Seyyid Yahya Şirvânî Hazretleri’nin pek çok halifesinin de Anadolu’da zuhur etmesi tesadüf değildir.

Halvetiyye’nin, tarikat-ı aliyye içinde en çok şube ve kola sahip olması hasebiyle dergimizin bu sayısında üç ana kol ve bunlardan neşet etmiş bazı şubeleri işlemeyi uygun bulduk. Her şeyi anlattık gibi bir iddia içinde değiliz ancak daha evvel konuşulmayan bazı hususlara da dikkat çekildiği kanaatindeyiz.

Bu sayımızda anlatılmayan veya niçin yok, denilen mevzular daha sonraki sayılarımızda peyderpey işlenecektir. Hatta bu minvalde günümüz sufileri ve sufi anlayışları ile ilgili müstakil bir sayı hazırlanacağını da buradan siz kıymetli okuyucularımıza duyurmuş olalım.

Muhterem Hocamız Süleyman Uludağ’ın Halvet başlıklı yazısıyla başlayan, Keşkül’ün bu 23. sayısındaki yazılardan bazıları şöyle:

Halvetiyye ve Seyyid Yahya Şirvânî Hazretleri üzerine pek çok değerli çalışması bulunan Mehmet Rıhtım’ın, Tarikat-ı Aliyye-i Halvetiyye’nin tarihî köklerini anlattığı yazısı, Mustafa İsmet Uzun’un “Aydınlı Aydınlık Bir Sôfî: Dede Ömer Rûşenî” başlıklı yazısı bu bereketli yolu ve büyüklerini resmederken gönlümüzü de sürurlandırıyor.

Ahmet Ögke, Halvetiyye’nin orta kolu Ahmediyye’nin piri Yiğitbaşı Velî Ahmed Şemseddin Marmaravî Hazretleri’ni anlatırken Mustafa Kara’nın, Niyâzî Mısrî Hazretleri üzerine kaleme aldığı yazısı, Mısrî Dergâhı Son Şeyhi Şemseddin Efendi’nin Limni seyahatlerinden kesitler sunuyor. Ayrıca Cengiz Gündoğdu’nun Şemsî-Sivâsî ailesini anlattığı kapsamlı yazısı bir şeyhler ailesinin hayatını resmederken Abdürrezzak Tek’in “Gülşeniyye ve Bursalı Gülşenîler” başlıklı yazısı Gülşenîlik, İbrahim Gülşenî Hazretleri ve Bursa’daki bağlıları nezdinde bize irfan tarihimizin kıymetli şahsiyetlerini tanıtıyor.

Millet Kütüphanesi Eski Müdürü Mehmed Serhan Tayşi Beyefendi ile Halvetiyye tarikatını konuştuğumuz röportaj ile birlikte daha pek çok kıymetli yazının bulunduğu dergi, görsel zenginliği ile yine dikkat nazarları celbediyor.

Keşkül Sayı:36 / İstanbul Sırrı İndir

Keşkül Sayı:36 / İstanbul Sırrı
İslâm medeniyetinin Osmanlı’da tecelli ettiği, görünür olduğu şehirdir İstanbul. Bu sebepledir ki İslâm coğrafyasında en çok câmi, mescid, tekke ve zâviyenin bulunduğu beldedir. Medeniyetin bu Osmanlı yorumunda maya âdetâ ‘aşk’tır ve Kostantinopol o maya ile yeniden yoğrulup İslâmbol olmuştur. Başta Eyüp’te Mihmândâr-ı Resûlullah Hz. Hâlid ebâ Eyyûb el-Ensârî ve Fatih’te yine Efendimiz (s.a.s.)’in “Ne güzel kumandandır.” diye müjdelediği Fatih Sultan Mehmed Han birer alemdir. Neredeyse her semtte, hatta her sokakta velîler makam tutmuş, kırka yakın pîr bu belde-i tayyibenin muhafızı olmuştur. Onun içindir ki, sokağında, caddesinde Fatiha’sız dolaşılmaz. Onun içindir ki İstanbul Dersaadet’tir, Âsitâne’dir. Bu Âsitâne’de yaşamak ise sorumluluk sahibi olmayı gerektirir. Keşkül Dergisi, üzerine düşen bu sorumluluğun bilinciyle 36. sayısını, İstanbul’a, fetihten sonra İstanbul’u nakış nakış işleyen pîrlere, onların yetiştirdiği insan-ı kâmillere ve halkı irşad ettikleri tekkelere, ulu mabedlere ayırdı. Süleyman Uludağ ‘Tarihsel Süreçte Tasavvufun Dili ve Gösterdiği Çeşitlilik’ başlıklı yazısında pîrlerin, velîlerin kullandıkları dilin farklılığından bahsederken bu farklılıktaki tevhîdi, Kur’ân ve sünnet çatısı altında cem oluşu gözler önüne seriyor. Burhanettin Kapusuzoğlu bizi medeniyet ufkunda bir özge temaşaya davet ediyor. Yrd. Doç. Dr. Fahri Maden, İstanbul’un kültürel hayatında Bektâşiyye’nin yerine temas ederken, Ali Tunç yeni bir medeniyet hamlesinin binaların inşa’ıyla değil kâmil insanlarla yapılabileceğini vurguluyor. Yrd. Doç. Dr. Ümran Ay, menkıbevî mesnevîlerdeki İstanbul’u güzel üslûbuyla dikkatlerimize verirken, Kemal Sâil, İstanbul’un gizli hazînelerinden bir velîyi, Hasîrîzâde Tekkesi’ndeki Mesnevî-i Ma’nevî derslerini 26 yılda tamamlayan Sa’dî Şeyhi, Reisü’l-Meşâyih Muhammed Elîf Efendi’nin hayatından kesitler sunuyor. Yasemin Filiz bir manastırın Sünbül Efendi Camii ve Dergâhı’na efsûnlu dönüşümünü anlatıyor. Keşkül Dergisi’nin bu 36. sayısında, daha pek çok kıymetli yazının yanında biri Tosun Bekir Bayraktaroğlu ile biri de Prof. Dr. Sa’deddîn Ökten ile yapılmış iki de röportaj bulunuyor. Keşkül, her zaman olduğu gibi eşsiz hüsn-i hat, minyatür, resim ve fotoğraflarla ziynetlenmiş bir sayıyla daha okuyucularının karşısında olmanın bahtiyarlığını yaşıyor.

Keşkül Sayı:24 / Selâm İndir

Keşkül Sayı:24 / Selâm
24. sayısını medeniyetimizin en temel kavramlarından biri olan “Selâm” konusuna ayıran Keşkül dergisi okurlarına yepyeni bir sayıyla merhaba diyor. Bu sayıda Prof. Dr. Süleyman Uludağ; İslam’da ve sufilikte selâm ve salavâtı, Hüseyin Top Mevlevî mukabelesinden selamın önemini, Hayati İnanç ve Emrah Gökçe divan edebiyatındaki selâm beyitlerini, Dursun Gürlek selam anekdotlarını, Prof. Dr. Ali Akpınar; selamın ruhunu anlatıyor. Ali Bulaç’la yapılan bir röportajın yer aldığı dergi, Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, Dilaver Selvi, Kemal Sayar gibi saygın kalemlerle zenginleşen içeriği ve görselliğiyle dikkat çekiyor.

Keşkül Sayı:35 / Şehidlik ve Şehadet İndir

Keşkül Sayı:35 / Şehidlik ve Şehadet
KEŞKÜL DERGİSİ YENİ SAYISINDA ŞEHİTLERİMİZİ YÂD EDİYOR   “Ruslar Erzurum’dan çekilirken, dinimden dönmem diyen bir er kişiyi katran dolu kaynar kazana sarkıtmışlar. Tam bu esnada müstesnâ binlerce çiçeğin bulunduğu bir bahçe açılmış önüne ve Havz-ı Kevser’den ikram edilmiş. Dudakları Havz-ı Kevser’e değer değmez kendisini yerde bulmuş. Meğer o sırada dudakları katrana değiyormuş ve askerimiz yetiştiği için Rusların elinden kurtulmuş. O günden sonra bir şehîd haberi duyduğunda “Oh oh oh!” der ağzını şapırdatırmış.” Keşkül Dergisi, Çanakkale Zaferi’nin 100. yıldönümünde 35. sayısını ‘Şehitlik ve Şehadet’ konusuna ayırdı ve bu türden pek çok yaşanmış şehîd hikâyesini sayfalarına taşıdı. Bu sayıda şehîd sahâbelerden, şehîd ve gâzi velîlere, fetih şehîdlerinden, Birinci Dünya Harbi ve İstiklâl Harbi şehîdlerine kadar pek çok konuya yer veriliyor. Ayrıca âyet ve hadîslerde şehîdlik, tasavvufta şehîdlik mertebesi, kelime-i şehâdetin sırrı, şehîdlik ve aşk, tasavvuf edebiyatında şâh-ı şehîdân mersiyeleri, tarîkat alayları, Ashâb-ı Bedir, Ashâb-ı Uhud gibi başlıklar, Keşkül’ün 35. sayısında kıymetli yazarlar tarafından derinlemesine anlatılıyor. Prof. Dr. Süleyman Uludağ, Prof. Dr. Yakup Çiçek, Prof. Dr. Mim Kemal Öke, Yrd. Doç. Dr. Sezayi Küçük, S. Burhanettin Kapusuzoğlu ve Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil 35. sayının yazarlarından bazıları. Keşkül’ün Şehitlik ve Şehadet sayısı, okuyucuyu şehitlere şahit kılıyor. Ve yazılarıyla, görsel çeşitliliğiyle zirve bir sayı olacağa benziyor.  

Keşkül Sayı:30 / Dua ve Virdler İndir

Keşkül Sayı:30 / Dua ve Virdler
Duâ üzerine kurulmuş ve duâ ile kuşatılmış hayatımızda duânın yerini fark etmek, mânâsına vâkıf olabilmek için Keşkül Dergisi’nin 30. sayısını duâ ve virdlere ayırdık. Duâ etmenin önemi, insan üzerindeki tesirleri, duânın bâtınî anlamı, ecdâdın duâ üzerine edebiyatta, san’atta verdiği eserler, tarîkat virdleri, vird edinilen salavâtlar, kasîdeler, münâcâtlar… Prof. Dr. Süleyman Uludağ İslâm’da duâ ve duânın tasavvufî mahiyetini ele alırken, Prof. Dr. Veli Atmaca ise duânın kaynakları ve duâ edebiyatının oluşumuyla ilgili bir makale ile dergimizin sayfalarındaki yerini alıyor. Meram Müftüsü Ahmet Özkan duânın âdâbını anlattığı yazısıyla dergimize katkıda bulunurken Doç. Dr. Hür Mahmud Yücer “Tarîkat Geleneğinde Evrâd” başlıklı yazısında tarîkatlarda okunan evradlar ve pekçok tarîkte ortak olan duâ metinlerine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Necdet Tosun Nakşbendî tarîkatında bir zikir şekli olan Hatm-i Hâcegân’ı, Prof. Dr. Osman Eğri Nâdı Ali Duâsı’nı kaleme aldığı yazısıyla gönlümüzü sürurlandırıyor.
Yoyav (Yoksullara Yardım ve Eğitim Vakfı) Başkanı İbrahim Ateş, ‘Vakfiyelerde Duâ ve Bedduâlar’ adlı yazısıyla vakıfların medeniyetimizdeki yerini dikkat nazarlarımıza veriyor. Prof. Dr. Mustafa Uzun bir duâ şekli ‘gülbanklar’ı ele aldığı yazısıyla, Doç. Dr. Abdülhakim Koçin ‘Tekke Edebiyatında Münâcât’ başlıklı yazısıyla, Y. Sevim Yüksel ise ‘Türk-İslâm Edebiyatı’nda Duânâmeler Ve Mehmed Fevzi Efendi’nin Mevhibetü’l-Vehhâb İsimli Duâ Risâlesi’ başlıklı yazısıyla ecdâdımızın oluşturduğu duâ geleneğini ön plana çıkartıyor.
Emin Işık ve İskender Pala ile yapılan röportajların da yer aldığı Keşkül Dergisi’nin 30. sayısı; eşsiz hüsn-i hat, tezhip örnekleri ve yazma eserlerle ve her zaman beğenilen fotoğrafları ve dizaynıyla yine bir kaynak eser niteliğinde.

Keşkül Sayı:41 Lokma İndir

Keşkül Sayı:41 Lokma
“MUHABBET ADAMI DA PİŞİRİR YEMEĞİ DE”
 “TASAVVUFTA LOKMA” KEŞKÜL DERGİSİ’NİN 41. SAYISINDA
 Dervişlik mesleğinde olanların yanı sıra asırlarca fakir fukaranın, kimsesizlerin, maddî manevî müşkülü ve psikolojik problemleri bulunanların sığınağı olan tekkeler, her sosyal statüden insanın muhabbetle edeb tahsil ettiği mekânlar olmuş, kurulan bereketli sofralarda yenilen lokmalarla doyan insanlar, yine bu emsalsiz mekânlarda kurulan irfan sofralarından nasibdar olmuştur.
Yemeğin insan maneviyatına doğrudan tesîri vardır. Zira Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; “Cömert kişinin yemeğini yiyebildiğiniz kadar yiyin, size şifadır; cimrinin yemeğini yemeyin, elinden bir su dahi içmeyin, size zehirdir.” buyurmuştur. Bu yüzden dervişler, nasıl kazanıldığını, kimin eliyle, nasıl pişirildiğini bilmedikleri çarşı yemeğini mümkün mertebe yemezler. Meşâyih, mutfağa getirilmeden evvel sebzelere, kurban tığlanmadan evvel hayvanâta abdest aldırır. Bu nimetler, bir adım sonra insana mülâki olacak, hayatiyeti kaybolacak lakin insanda vücûd bulacak, ibadete kuvvet olacak, insanın secdesiyle secde edecektir.
Bu manevî tesîri bi-hakkın idrak etmiş olan Osmanlı sultânları, devlet adamları ve vâlide sultanlar da sünnet-i seniyyeye bağlılıklarıyla yemek yedirmeyi vazîfe addetmişler, kurdukları imârethâneler, bu düşünce ve hayat tarzının timsali olmuştur. 
Keşkül Dergisi 41. sayısını ‘Tasavvufta Lokma’ konusuna ayırdı. Helâl lokmanın ehemmiyetinden yiyip içmenin ölçüsüne; tekkelerde yemeği pişirme edebinden, sofra âdâbına; Osmanlı saray mutfağından imârethânelere; Tıbb-ı Nebevî’de yeme içme bahsinden, sûfî tıbbındaki yansımalarına; günümüzde yaşanan gıda teröründen sağlığa, çaya, kahveye, sigaraya ve daha pek çok konuya dâir şevk ve iştiyakla okunacak bir sayıyla daha huzurlarınızda…
Prof. Dr. Süleyman Uludağ, “Helâl Lokma Helâl Gıda”, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, “Osmanlı Saray Mutfağı ve Medeniyet”, Prof. Dr. Hülya Küçük, “Sûfî Tıbbında Yemek: Yiyeceklerdeki Dert ve Devâ”, Kemal Sâil, “Dervişlerin Sofra Edebi ve Tekke Yemek Kültürü”, Yüce Gümüş, “Tekke Mûsıkîsinde Hamdiyye” başlıklı makaleleriyle 41. sayının yazarları arasında. Daha pek çok kalem erbâbının yer aldığı Keşkül Dergisi, özel fotoğrafları, ecdâd yâdigârı belgeleri, yazma eserleri, hat ve minyatürleri ile medeniyetin yeniden ihyâsında mühim bir kilometre taşı âdetâ.

Keşkül Sayı:28 / Rifâiyye İndir

Keşkül Sayı:28 / Rifâiyye
Sultanü’l-Evliya Ahmed Er-Rifai
Varisü’l- Evliya Ahmed Er-Rifai
Fahr-i Kâinât Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in nurlu soyundan gelen Seyyid Ahmed er-Rifâî Hazretleri’nin Irak’ın Vâsıt şehrinde XII. yy’da tesis ettiği Rifâiyye yolu; zaman içinde başta Orta Doğu olmak üzere dünyanın dört bir tarafına ulaşırken, XIII. yy gibi erken bir tarihte Anadolu’da; Kayseri, Samsun güzergâhını takip ederek bu coğrafyayı mayalayan ilk tarîkatlardan biri olmuştur.
Hazret-i Pîr Seyyid Ahmed er-Rifâî’nin, hacdayken birçok insanın şehâdetiyle Efendimiz (s.a.s.)’in bizzat elini öpmüş olduğu bilinmektedir. Bundan dolayıdır ki, hemen hemen bütün tarîkler, ayrıca Rifâiyye tarîkiyle teberrüken bir alâka kurmuşlar ve böylece Efendimiz (s.a.s.)’in feyzine mazhariyyeti ümit etmişlerdir.
Muhyiddîn Şekûr, Rifâiyye tarîkatı üzerine düşüncelerini ‘idrak ve aşk’ minvalinde kaleme aldığı yazısıyla bu sayıya katkıda bulunurken; Doç. Dr. Hayri Kaplan, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e bahşolunan Kevser’in bereketli kollarından birini, Seyyid Ahmed er-Rifâî Hazretleri’ni anlatıyor.
Prof. Dr. Necdet Tosun; “Yûnus Emre ve Hacı Bektâş Velî Hazretleri hangi tarîkata mensubdur?” sorusuna cevap verdiği yazısıyla güvenilir, kadîm kaynakları incelemenin ehemmiyetine dikkat çekiyor.
Doç. Dr. Hür Mahmut Yücer, tarîkatın XIX. yy’da Osmanlı coğrafyasındaki yükselişini dikkat nazarlarımıza verirken; Prof. Dr. Mustafa Kara ise Rifâiyye’nin Balkanlar’da neşv ü nemâ buluşunu “Basra Bursa Bosna Güzergâhında Bir Mola: Üsküb Rifâî Tekkesi” ve Şeyh Sadeddîn Sırrî Efendi üzerinden anlatıyor.
Doç. Dr. Selami Şimşek, Doğu ve Batı Trakya gibi geniş bir coğrafyanın Rifâî meşâyihi ve tekkelerini ele aldığı yazısında bizlere şümûllü bir okuma sunuyor.
Üsküb Rifai Dergâhı şeyhlerinden Mustafa Hazinedar Baba’nın mahdumu Raik Baba (Raik Hazinedar) ve Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi, değerli mütefekkir Kenan Gürsoy Beyefendi ile yapılmış iki de röportajın bulunduğu Rifaiyye sayısı, içerdiği zengin tarikat cihazlarıyla da bizleri bir devre şahid kılıyor.
Ehl-i tarık, yevm-i mahşerde, her tarikat pîrinin, müridlerini sancağı altına toplayacağını ve İki Cihan Serveri Efendimiz (s.a.s.)’in kutlu sancağı Livaü’l-Hamd’ın altına böylelikle girileceğine imân eder.
Fatiha suresinde işaret edilen sırat-ı müstakimin rehberleri olan, nimete eriştirilmiş Nebiler, Sıddikler, Şehitler ve Salihlerin ruhaniyetleri üzerimize olsun. Vesselam.

Keşkül Sayı:20 / Nakşibendiyye İndir

Keşkül Sayı:20 / Nakşibendiyye
18. sayısında Kâdiriyye dosyasıyla başlayıp Mevleviyye ile yola devam eden Keşkül Dergisi bu sefer sayfalarını, hakikatte hepsi bir olan bu hak yollardan Nakşibendiyye’ye ayırmış. Bu sayıda, Buhara’dan Anadolu’ya, oradan Balkanlar’a uzanan Nakşibendî neşe, Nakşibendiyye tarikatının kolları, İstanbul ve Anadolu’ya yayılışı, tarikatın geçmişte ve günümüzde yetiştirdiği önemli şahsiyetler yer alıyor.

Prof. Dr. Mustafa Kara; “Buhara-Bursa-Belgrad Güzergâhında bir Nakşî Dervişi” adlı makalesinde Anadolu’da yetişen meşhur Nakşî postnişini Lâmiî Çelebi’yi, Prof. Dr. İrfan Gündüz, Anadolu ve İstanbul’da, Hâlidiyye’nin yayılmasında etkin bir rolü bulunan Ahmed Ziyaüddîn Gümüşhanevî’yi (k.s.) kültür tarihçisi Süleyman Zeki Bağlan ise Gümüşhanevî zincirini anlatıyor.

Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu’nun Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi’yi, Hüseyin Kutlu’nun Alvarlı Efe Hazretleri’ni, Musa Tektaş’ın Osman Hulûsi Efendi’yi, Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar’ın Bandırmalı Ali Efendi’yi, Hilmi Şenalp’in ise Bestekâr Cahit Gözkan’ı kalplere tesir eden hatıralar ve anekdotlarla anlattığı makaleler son yüzyılın Nakşî büyüklerini bir arada sunması açısından ayrıca bir öneme sahip. Daha önce pek temas edilmemiş iki konu daha dikkat çekiyor. Zeynep Güntan, Nakşibendiyye müntesibi Mesnevîhanları konu edindiği makalesinde Nakşibendiyye tarîkatının Mevlevî irfanla alâkasına, Doç. Dr. Necdet Tosun ise Orta Asya’dan tanıttığı birkaç isimle birbirine en uzak ve ters iki meşrebin, Kalenderîlik ve Nakşîliğin kesiştiği noktalara temas ediyor.

Keşkül’ün bu sayısında Nakşibendiyye tarîkatı hakkında doğru ağızlardan akıp gelen pek çok bilgiye ulaşmanız mümkün. Ayrıca derginin yayın yönetmeni, araştırmacı-yazar M. Fatih Çıtlak’la yapılan röportaj; günümüz insanının, tasavvuf hakkındaki ve tasavvufu şerîattan ayıran birtakım yaklaşımlarla ilgili sorularına net cevaplar içerirken mühim değerlendirmeler ve ölçüler de sunuyor.

Keşkül Sayı:21 / Hz. Pir Niyâzî-i Mısrî İndir

Keşkül Sayı:21 / Hz. Pir Niyâzî-i Mısrî
“NUR İKEN ADIN NİYÂZÎ KOYDULAR”

NİYÂZÎ-İ MISRÎ HAZRETLERİ KEŞKÜL’DE…

Yayın hayatına emin adımlarla devam eden Keşkül dergisi 21. sayısını, 17.yy’da yaşamış ve hayatı sürgünlerde geçmiş bir velîye, Halvetiyye tarîkatının Mısriyye kolunun müessisi Niyâzî-i Mısrî Hazretleri’ne ayırdı.

Çıktığı yolculukta diyar diyar dolaşarak hakîkati arayan Hazret-i Mısrî’ye, bir gece mânâsında Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nden işaret olunur. Aradığı hakîkat güneşi diyâr-ı Rûm’dadır. Mürşidi Ümmî Sinan Hazretleri’ni Elmalı’da bulduktan sonra Hazret-i Mısrî’nin, asıl yolculuğu başlar. Bu, kendi bâtınına doğru yaptığı, kemâlâtla tamam eylediği bir yolculuktur. Niyâzî-i Mısrî Hazretleri’nin, mürşidinden aldığı nur, bu büyük velînin nezdinde büyüyerek bugünlere taşınır. Bir gün Limni’de bulunan kabr-i şerîfinin üzerinden yol geçer, dergâh binası markete çevrilir, caminin yerine bir kafe-bar yapılır fakat bu nur hiç eksilmez. Hakîkî bir Ehl-i Beyt âşığı olan Hazret-i Pîr Niyâzî-i Mısrî Hazretleri’ni okurlarına daha yakından tanıtmayı hedefleyen Keşkül dergisi, ayrıca onun Limni’deki makamının ma’mur edilmesi ve daha çok insan tarafından ziyaret edilmesine de vesile olmak ümidinde.

Derginin bu sayısında, Hazret-i Mısrî ile alâkalı belki de en kapsamlı çalışmalara imza atan Mustafa Tatcı, Hazret-i Mısrî’nin mânevî eğitimini ve sürgünlerde geçen hayatını anlattığı yazılarıyla Keşkül’ün sayfaları arasında yer alıyor. Mustafa Kara, Safiyüddîn Erhan ve Salih Çift’in yazıları Niyâzî-i Mısrî’nin hayatında çok önemli bir durak olan Bursa’daki Mısrî tekkelerini anlatıyor. Sadık Yalsızuçanlar’ın 44 adlı yazısı bir münâcât niteliğinde, her zamanki gibi okurun kalbine dokunuyor.

Bu sayıda ayrıca Mustafa Aşkar ve Semih Ceyhan’ın Hazret-i Niyâzî’nin ‘vahdet-i vücûd- Hak olan varlığın birliği’ hakkındaki görüşleriyle ilgili iki yazısını da bulabileceksiniz.

Araştırmacı-yazar İskender Pala ile Yûnus Emre (k.s.) Hazretleri’ni anlattığı son kitabı Od’a dair yapılan röportajla birlikte daha pek çok yazıyı bulabileceğiniz Keşkül dergisinin 21. sayısı, arşiv değeri yüksek zengin görselleriyle de dikkat çekiyor.