Kategori arşivi: Doğu-Batı

Doğu Batı Sayı:65 Mayıs-Haziran-Temmuz 2013 (Üç Aylık Düşünce Dergisi) İndir

Doğu Batı Sayı: 35 Şubat, Mart, Nisan 2006 (Üç Aylık Düşünce Dergisi) / Entelektüeller 1 İndir

Doğu Batı Sayı: 35 Şubat, Mart, Nisan 2006 (Üç Aylık Düşünce Dergisi) / Entelektüeller 1
Etyen Mahçupyan: Hangi Entelektüel?
Metin Gönen: Felsefe, Politika ve Aydın İkilemi
Berrak Burçak: 19. Yüzyıl Osmanlı Entelektüeli ve Bilimcilik
Kemal H. Karpat: Aydınlar ve Kimlik: Tarihsel Bir Bakış
Zeynep Uysal: Bir Toplum Projesinin Peşinde Halide Edip Adıvar
Ahmet Oktay: Attila İlhan: İmkansızı Zorlamak
Zepnep Direk: Bir Entelektüel Olarak Jean Paul Sartre
Emre Zeybekoğlu. Distinguo Ergo Sum-Carl Schmitt
Oktay Taftalı: Batı Medeniyetinin Mutsuz Çocuğu Entelektüel
Hilal Onur İnce: Batılı Muhafazakar Düşüncede Entelektüellerin Yeri ve İşlevleri
Derya Gürses Tarbuck: On Sekizinci Yüzyıl Britanyası Enetelektüelleri: Tanımlar, Platformlar
Nazım İrem: Radikalleştirilmiş Aydınlanma Projesi Kıyısında Entelektüeller ve Jurgen Habermas
Ali Esgin: Batı Sosyolojisinin Gündemindeki Entelektüel İlgiler ve Anthony Giddens

Doğu Batı Sayı:78 Ağustos-Eylül-Ekim 2016 (Üç Aylık Düşünce Dergisi) İndir

Doğu Batı Sayı:78 Ağustos-Eylül-Ekim 2016 (Üç Aylık Düşünce Dergisi)
DEVRİMLER I
 
Doğancan Özsel
İki Ayrı Veçhesiyle Devrim
 
Daniel Bensaïd
Devrimler: Haşmetli, Dingin ve Sessiz
 
Saime Tuğrul
Devrim için Ölmek
 
Sophie Wahnich
Terör ve Terörizm İmgenin Sürekliliği ve
İmgelem Karmaşası
 
Esin Hamdi Dinçer
Umut Dolu “Şimdi”nin Kaynağı:
Hannah Arendt Düşüncesinde Devrim
 
Ahu Tunçel
Amerikan Devrimi
 
David Ciavatta
Mutlak Özgürlük Olayı:
Hegel’in Fransız Devrimi ve Cumhuriyet Takvimi
 
Roland Schechter
Kutsal Dağ ve Fransız Devrimi
 
Ateş Uslu
Jakobenizm ve Devrimci Halk Hareketleri (1789-1794)
 
Philip Schofield
Jeremy Bentham ve İngiliz Düşüncesi’nde
Fransız Devrimine Tepkiler
 

Doğu Batı Sayı:71 Kasım-Aralık-Ocak (Üç Aylık Düşünce Dergisi) İndir

Doğu Batı Sayı:71 Kasım-Aralık-Ocak (Üç Aylık Düşünce Dergisi)
GİRİŞ
Oğuz Adanır
Meydan Okuma Konuk Edilme ve Yabancı

MİTLER
M. Bilgin Saydam
Psikomitoloji: ‘Ara-Da-Lığın’ Bir Karmaşa Olarak İnşası

Cemal Bâli Akal
Mitos ya da Yasa Hakikat Yaratır

Armağan Öztürk
Aydınlanmanın Mite Gerileyişi Tezi Üzerine Düşünceler

Fatih Mehmet Berk
Batı’nın Ruhu: Mitler

Birgül Koçak Oksev
Yunan Mitinden Yansıyan Türk İmgesi: 19. Yüzyıl Avrupasında Oryantalizm ve Helenseverliğin İttifakı

Sema Önal
Eskilerin Hikmeti Mitolojide Saklı

Özgür Taburoğlu
Masal ve Dram: Mustafa Kemal’e Yakın Çekim

Zeynep Işıl Işık Dursun
Masallar, Mitler veİdeolojinin Yeniden Üretimi:“Bu Tarz Benim” Yarışma Programının Yapısal Analizi

Kadir Pektezel
Ontolojik Spekülasyondan Varoluşun İmgesine

“BÜYÜKLER” İÇİN MASALLAR
Metin Bal
Heidegger’in “Düşünmek Ne Demektir?” Sorusuyla Henüz Düşünmeyen Tavşan’dan Yeni Bir Düşünmeye Başlangıç Yapan Kirpi’ye

Buket Korkut Raptis
Masal Gerçekliği

Gül Tanesem Büyü
Masalların Katartik Etkisi:Kötülükten Arınma

KENZ
Nazile Kalaycı
Klasik Tragedyalarda Koronun Sesi: Adalet

Mehmet Şiray
Özne Denen Bilmece: Kimsin Sen Oedipus?

Doğu Batı Sayı:60 Şubat-Mart-Nisan 2012 (Üç Aylık Düşünce Dergisi) İndir

Doğu Batı Sayı:70 Ağustos-Eylül-Ekim (Üç Aylık Düşünce Dergisi) İndir

Doğu Batı Sayı: 2 (Üç Aylık Düşünce Dergisi) İndir

Doğu Batı Sayı:77 Mayıs-Haziran-Temmuz (Üç Aylık Düşünce Dergisi) İndir

Doğu Batı Sayı:77 Mayıs-Haziran-Temmuz (Üç Aylık Düşünce Dergisi)
İnsanın yüreğine dokunan belki de en netameli konuların başında hınç duygusu gelir. Habil ile Kabil kadar bu eski mesele biraz yoklandığında insan ilişkilerinin yüzeydeki aldatıcı birliğine karşılık çok daha derinlerde büyük hayal kırıklıkları yaşarız. Sokaktaki adamın, düşünürün, sanatçının, hattâ diyebiliriz ki cimrinin, ideoloğun, dindarın veya çok tanıdık bir dostun kendine göre muhakkak gizli bir hesabı vardır… Evet, henüz hiç kimse son sözünü söylememiş, toplumdaki rol ve görevlere nihai şekli verilmemiştir. Toplum mekanizması kendini her sabah yenilemek ihtiyacı hissettiğinde sanki herkesin bir başkasıyla görülecek bir hesabı varmış gibi derin bir ruhsal enerjiden kuvvetini alır. Bilinçsiz de olsa, kör bir güç de taşısa manevi bir öç yasası karanlıkta gezinir, gizli adımları ve niyetleri yönetir. Hınç nesnesini arar ve bulur. Ötede beride görmezden gelinecek ve yok edilecek bir-iki kişi daima mevcuttur. Hınç kendini sözcüklerin arasında gizler, davranışların tutarsızlığında histerisini ifşa eder –her gülümsemede esasen daha fazla bir itiraz vardır. Amor fati (yazgını sev) bir odium fati’ye (yazgından nefret et) dönüşür. Her şeyin makul seviyelerde açık, doğru ve şeffaf kılındığı iddiasına karşılık hınç duygusu modern yaşamın kalıplarına ustalıkla sinmiştir ve insanlar arasında en çok hissedilen bir psikolojiyi yaratmıştır.
“Tüm insanlar doğal olarak birbirlerinden nefret ederler” tespitinde bulunur Pascal. Peki, bu nefretin kökeni neye dayanır? Başkasının yıkımı ile mutlu bir dünya inşa etme yanılsamasına mı? Bir kendilik kaygısının var olduğu muhakkaktır. Hıncın ağır yükü hissedildiğinde kendinden uzaklaşan bir tavır ortaya çıkar.  Ama daha da önemlisi ciddi bir değerler sorunu ile karşılaşırız. İnsanlar eşitliği, adaleti ve dayanışmayı doğal bir süreç gibi hiçbir zaman kabullenmemişlerdir. Demokratik toplumlar bu tür değerleri çoğu zaman insanlara hazır kalıplar halinde sunmakta, bireylerden kendi olmalarını isteyecek yaratıcılığa dayalı, herhangi farklı bir değer talep etmemektedirler. Gruba uyum, statünün korunması bireysel bir değer yaratmaktan çok daha önemlidir. Her türlü niteliğin sözde eşitlendiği ve gene sözde her şeyin değerinin verilmeye çalışıldığı bir ortamda, –bu ikiyüzlülük hemen fark edilecektir– konumlar arasındaki herhangi küçük bir oynama ve boşluk büyük hınç dalgalarını yaratacaktır.
Nietzsche ve Scheler’in düşünce tarihine armağan ettiği ve derinlemesine işlediği bir kavram olarak hınç, yani Ressentiment basit bir öfke nöbeti, küçük bir intikam yemini olarak tanımlanamaz. Tepkiye dayalı eylemler geçicidir ve onları unutabiliriz, oysa düşünürlerin kast ettiği hınç tamamen ruhsal bir “zehirlenme”dir. Bir süreklilik arz eder. Ve zamanımızın en belirgin ahlâk yasasını oluşturur. Yani köle ahlâkını…
Efendi-köle diyalektiğini anımsayacak olursak özgürlüğüne kavuşan kölenin ilk büyük hamlesi, kendini köle kılan unsurları bu sefer daha ağır koşullarda yeniden hazırlamaktır. Onu yıllar içinde efendiliğe taşıyan bilinç, başkasına nasıl davranılması gerektiğini kendi üzerinden deneyimlemek olmuştur. Köle tek bir rolün adamıdır. Kabul etmediğin halde boyun eğecek, öfkelendiğinde gülümseyecek, yaralandığında ise teşekkür edeceksin. Tatlı söz ve iltifatlar, içindeki zehri beraberinde taşır ve nasıl olsa bir gün hedefini bulur. Sözcüklerle hemen her şey açıklanabildiği gibi birçok şeyin üstü kapatılabilir. En yüce değerleri kutsarken, her türlü idealleştirmenin ötesinde intikam dolu bir bakış bizi bekler.
Hınç, topluma yayılan bulaşıcı bir hastalıktır. Bunun en belirgin örneğini geniş kalabalıkları harekete geçirmek için kullanılan hınç söylemlerinde görürüz. Hınç dev bir kütledir, âdeta bir dağ, hayalî bir canavardır. Tıpkı Moby Dick romanında olduğu gibi uçsuz bucaksız bir okyanusta aranıp bulunması gereken bir balinadır. Kitlelerden sindiremeyeceği, yutamayacağı bu düşmana karşı savaşılması istenir hep.
Düşmanımın düşmanı dostum olabilir mi?…İşte bugünün Türkiye’si, en alt seviyeden en üst noktaya varıncaya dek yapay ittifaklarla kurulan bu tipik hınç ahlâkını en iyi şekilde yansıtır.  
Hınç üzerine felsefi düşünümlere yer ayırmamızın sebep-i telifi biraz da budur.
 
Taşkın Takış    

Doğu Batı Sayı:50 Ağustos-Eylül-Ekim 2009 (Üç Aylık Düşünce Dergisi) İndir

Doğu Batı Sayı:1 (Üç Aylık Düşünce Dergisi) İndir